Dülger Balığının Ölümü Kitap Özeti-Sait Faik Abasıyanık-

Kitabın Adı: Dülger Balığının Ölümü

Kitabın Yazarı: Sait Faik Abasıyanık

Kitabın Özeti:

Sait Faik Abasıyanık’a ait hikayelerin en ünlü olanıdır Dülger Balığının Ölümü. Öyküyü okuyan hemen herkes üzerinde oldukça hüzünlü duyguların uyanmasına yol açabilme özelliğine sahip olan, bir hayli dokunaklı bir öyküdür aynı zamanda.
Dülger Balıkları çok güzel gözlere sahiptir. Elmas gibi, yakut gibi, zümrüt gibi o pek kıymetli taşlar şöyle dursun; henüz canlılarken Dülger Balıkları’nın pulları kadınların elbiselerine, kulaklarına ve de göğüslerine iliştirilmeye değer niteliktedir. Kadınlar, gittikleri ihtişamlı balolarda balıkların o yanar döner pullarla kaplı sırtlarını elbise diye üstlerine giyebilselerdi, o balıklar muhteşem bir ün kazanır, balıkçılar ise muazzam miktarlarda bir kazanç elde ederlerdi. Ne var ki balıklar ölünce o pullar hemencecik solarak ihtişamını kaybeder. Dülger Balığı’nın ise bu tip ışıltılı sırt pulları yoktur, çünkü bu garip balığın pulları dahi yoktur aslında. Güçlükle fark edilebilen yeşil rengi ile esmer bir görünüme sahiptir ve diğer tüm balıklara kıyasla da en çirkin olanıdır. Ağzı kocamandır, beyaz ve şeffaf naylon görünümündedir adeta, sudan çıktığında ise tamamen açılır ve bir daha da kapanmaz. Dişleri ise hiç yoktur Dülger Balığı’nın.
Rum balıkçıları tarafından Hrisopsaros (Hristos balığı) adı verilen bu balık, bir zamanların korkunç deniz canavarı imiş ve İsa’nın doğumundan önce Akdeniz’de dehşet saçarmış. Kim bilir kaç adet Kartacah çektirmesi ve Beni İsrail balıkçı kayığı devirmiş, sayısı asla bilinememiş. Bulduğu her şeyi ve herkesi parçalar, dağıtır, mahveder, yıkar, devirir, kırar, koparır ve imha edermiş. Akdeniz’in en cesur, en sert, en belalı, en çetin ve en korkusuz korsanı dahi, dülger balığının ismini duyduğu an yüreğini bir korku sarar, bu korku ile de yüzü sararır ve solarmış.
Günün birinde, İsa deniz kıyısında dolaşırken bazı balıkçılar görmüş. Bu balıkçılar büyük bir korku ile sandallarını bırakıp koşarak kaçıyorlarmış. İsa balıkçılara: “ne yapıyorsunuz, neler oluyor?” diye sormuş. Balıkçılar ise ona: “Aman!”, demişler, “Bu canavar sandalımızı parçaladı, arkadaşlarımızı öldürdü. Daha da beteri artık denizlerde balık tutamıyoruz, açlıktan mahvolduk, sefil olduk”, demişler. İsa da yüzlerce ve binlerce dülger balığının kaynaştığı denize doğru gitmiş ve en büyük olanını uzun parmaklı elleriyle tutmuş ve denizden çıkarmış. İki elinin de başparmağı ile balığı sıkıca tutmuş ve eğilerek balığın kulağına bir şeyler fısıldamış.
O günden sonra da denizlerin görünüşü en korkunç, buna karşın ise en uysal ve en garip canlısıdır dülger balığı. Vücudunun pek çok yerinde çivi, testere, keser, kerpeten ve eğer benzeri çıkıntılar ve uzuvlar vardır. Aynı zamanda hem kemik hem de kılçık benzeri dikenlere sahiptir. Tüm bu varlıklarından ve niteliklerinden dolayı ona “Dülger Balığı” denilmiş olsa gerek.
Bir malzeme çantasında bulunan her türlü araç gereçe benzeyen tüm bu korkutucu çıkıntıların etrafını ise, adeta şeffaf bir naylon görünümündeki ve işlemeleri olan bir zar kuşatır. Bu ince mi ince zar, balığın kuyruğuna doğru az biraz kalınlaşır, rengi de koyulaşır ve bir balık kuyruğu nasıl olursa, aynı ona benzer bir hal alır.
Oltaya yakalandığında ise hayata ve denizlere küser adeta. Dünya boş ve anlamsızdır onun için gayrı. Oltadan kendisini kurtarabilse ya da bir şekilde ondan kurtulabilse bile faydası yoktur, denizin üzerinde bedeninin yan tarafına seriliverir ve o kocaman gözleri ile mahzunca bakar uzun uzun insanın gözlerinin içine. Kayığa aldığınız vakit ise uzun bir süre boyunca çıkardığı sesleri duyarsınız. Yalnızca Dülger Balığı ve Kırlangıç Balığı ölünceye dek feryat gibi, soluğa benzer böyle acılı bir ses çıkarır. İncecik zardan ağzı bir kez değince ağlara, tüm yaşama küsüverir o an artık Dülger Balığı.
Balıkçı kahvesinin önünde kırmızı ve beyaz çiçekler açan akasyanın dalına asılı halde duran, denizden henüz çıktığı zaman sahip olduğu rengi ile bir Dülger Balığı gördüm günün birinde. Bedenindeki onca alet ve edavatı çevreleyen o zar kadar ince ve ipek gibi yumuşak zarları daha önce hiç şahit olmadığım bir şekilde titriyordu. Bedeninde görünürde hiç titreme yoktu aslında. Fakat zarlar keyifl bir ürperti ile  titriyorlardı. Görünmeyen ve balığın içinde esen bir rüzgarın yarattığı bir oyundu bu titreme aslında. O rüzgar ise, ölümün dansı idi. İlk anda, gören üzerinde pek eğlenceli, pek seyirsel bir şeymiş etkisi yaratan bu titreme eşliğinde Dülger Balığı’nın ruhu bedenini saran bu incecik zardan çıkıp gidiyordu.
İnsanın ruhunu keyif ve mutluluk ile dolduran bir andı bu. Nevar ki, o balığın ölmek üzere olduğu akla getirildiğinde ise bu titremenin duygular üzerinde yarattığı etki yönünü daha çok acıya doğru çevirmekte idi. İnsan buna rağmen burada gizli olan manayı çözmeye çabalıyordu. Kim bilir, belki de çok şahane ve eşsiz bir ölümdür bu; Dülger Balığı’nın kendisini hala denizin içinde sandığı ve oldukça mutlu hissettiği… Akşam çökmüştür ve suyun dibinde uzanan kumlar iç gıdıklayıcıdır. Altta dişi yumurtaları, üstte ise erkek tohumları sallanıyordur ve bedeni bir şehvet ile çevrelenmiştir belki de.
Ansızın dehşet verici bir manzara ile karşılaştım. Dülger Balığı garip bir halde yavaş yavaş ağarmaya ve rengini atmaya başladı. Git gide beyazlaşıyordu sanki. Yoksa bana mı öyle geliyordu ona ilişkin bu haller? Rengi mi soluyor hakikaten?… diye sormaya dahi gerek kalmadı ki, yanılmadığımı gördüm.
Kenarlardaki süslü zarların titrek oyunu hızlanırken, balığın rengi gittikçe daha da aşikar bir şekilde beyaza  çalmaya başladı. Dülger Balığı’nın yüreciğini saran korkuyu içimde hissetmeye başladım. Hepimizin çok iyi bildiği, ölüm korkusu idi bu.
Nihayet tüm durumun farkına varmıştı iyiden iyiye. Öyle ki; deniz diplerinin o sonsuz, uçsuz bucaksız hayatı geride kalmış, ne dip akıntılarına bırakıp yamyassı vücudunu akıp gitmek, ne de ışıksız suların altında  yeşil mi yeşil yosunların içinde gizlenmenin verdiği o huzur dolu güven duygusu, ne sabahın erken vakitlerinde suyun yüzeylerinden diplere doğru aniden inen ışıltılar ile uyanmak, gün ışığının suyun içinde yarattığı mavi ve yeşil ışık oyunları içinde yüzerek kuyruğunu sallamak, suyun üzerine  fırlayıp tekrar suya dalmak kalmıştı artık, her şey son bulmuştu. Uzun sürer Dülger Balığı’nın ölümü, iki saat devam eden ölüm sürecini dört, sekiz ve hatta yirmi dört saate çıkarabilsek, Dülger Balığı’nı aramızda bir işle meşgul iken görmek çok mümkün geliyor insana, düşününce.
Dülger Balığı’nı kendi dünyamızın yaşam koşularında yaşamaya alıştırdığımız gün ise hayat bizim için bayram yeri olacak. Pek dehşetli, korkunç ve çirkin görünüşlü, buna karşın ise hakikatte çok küskün, oldukça sakin, çokça korkak, bilhassa hassas, ziyadesi ile iyi kalpli, pek tatlı ve dahası iyice korkak bakışlı bu yaratığı elimize geçirdiğimizde, ona her türlü üzüntüyü yaşatmak adına ise mümkün olan hemen her şeyi yapacağız. O ise, önce bu durum karşısında şaşkınlık yaşayacak ve kendşisine yapılanlara tahammül gösterecek. Ne var ki; hem şair, hem küskün, hem de anlaşılmaz bir şeye dönüştüreceğiz onu sonunda. Duyarlılığını,  sevgisini, korkaklığını ve sessizliğini, her bir özelliğini karalayacak; yaşadığına pişman edeceğiz onu. O ise, içinde sakladığı onca güzel varlığı ve duyguyu tek tek çıkaracak içinden, vazgeçecek hepsinden. Acı bir şekilde gülecek sonra ve İsa’nın tuttuğu belinin orta yerindeki parmak izlerini bedeninde taşıdığı kerpeteni, testeresi, eğesi ve baltası ile kazıyacak.  Sonra ise o ilk çağlardaki halini, canavar şeklini çekip gün yüzüne çıkaracak tekrar o yaradan.
Hele bir suyumuza alışmaya görsün. O güzel yaratığı tekrar canavarlaştırmak adına her bir olanağı itina ile kullanacağız.
VN:F [1.9.22_1171]
Bu yazının aldığı puan
Rating: 6.9/10 (82 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: -4 (from 20 votes)
Dülger Balığının Ölümü Kitap Özeti-Sait Faik Abasıyanık-, 6.9 out of 10 based on 82 ratings
esma:)
Kasım 15th, 2014 at 5:41 am

ya çok uzun kısa yazsalar :( :*

VA:F [1.9.22_1171]
Rating: +1 (from 19 votes)
esma:)
Kasım 15th, 2014 at 5:42 am

:'(

VA:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 12 votes)

Yorumunuzu bırakın