Behçet Necatigil ile bir Röportaj



T- Şiirde mısra güzelliğine mi, yoksa “bütün” hâlinde bir şiir havası teminine mi ehemmiyet verirsiniz?
– Birçok şiirler; yer yer güzel de üstelik; biçim, düzen, istif yoksulu oldukları için unutulup gitmişlerdir. Bir seziş, bir buluş,bir tema, ne kadar yeni ve güçlü olursa olsun,sağlam bir deyişe erişemedi mi ömür- süzdür.Genç yaşlarda heyecan sonsuz, ilham boldur.Ama çokluk bir şey eksik olur,mısralarda en azın- dan güzellik!Şiirdeki “bütün” güzelliği, parça güzelliklerinin kesiksiz sürüp gidebilmesinden, zincirlenme- sinden doğar.Arada,bir mısraın bile aksaması:şiirde verilmek istenen bir hava,yaratılmak istenen bir iklim, sahiden varsa,onu bozar,zedeler.Bu düşüncelerimi, kendi denemelerimde uygulayabilmek isterdim
– Bazı şiirlerinizde mana oldukça karanlıkta kalıyor. Meselâ Yıkık Duvar gibi, ne dersiniz?
– Şiirde manaya varmak, belki gizli ama mutlaka mevcut ipuçlarını bulmaya bakar. Şair manadan ne kadar kaçarsa kaçsın, veya manayı ne kadar kendine saklamak isterse istesin, zaman zaman, kendisine o şiiri yazdıran sebepleri şiirin yakınlı uzaklı kelimelerin de, belki kendi de farkında olmadan ele verecektir. Şiirine göre; bir başlık, bir motif, teslim oluş veya isyanı, ümit veya ümitsizliği çeşitli yollardan değişik şekilde ifadeye yarar, birbirine yakın manada isimler,sıfatlar, bir ima,bir hatırlatış, bir şiirin okuyucuya ne demek istediğini bulmamıza yeter birer ipucudur.
– Pek anlaşılmıyor.
-Evet, iyi anlatamadım. Daha açayım düşüncemi.Bir şiir,diyelim on beş mısra. Şöyle kelimeler olsun içinde: “kırık -sönerken -ağır -kanter içinde -siyah -dar -uzakta halsiz…” Bu kelimelerin arasında anlayamadığımız, birden manalarını kavrayamadığımız imajlar da bulunsun. Biz, bu kör kayaların, çıkıntı adaların, görmediğimiz altta bir koca karaya bağlı olduğunu, yani bu şiirin bir yaşama bezginliği şiiri olduğunu pekâla kestirebiliriz.Deminki sorunuz- da şiir havası dediniz. Şiir havası bu gibi çağrışımlardan,dikkatli bir okuyucu hayalinin kolayca doldurabileceği mecaz ve allegori boşluklarından kuvvet alır.
– Şiirlerinizde hatıraların mı, yoksa hayallerin mi payı daha fazladır?
– Hatıraların,yanı yaşanmışın payı!Batık bir şeyin su altında zamanla geçirdiği değişimi, düşününüz.Biçimi, ağırlığı, rengi gittikçe başkalaşır. Hayal de, hatıra da su altında birer eşya gibidir. Hayal yaklaşamadığı, hatıra ayrıldığı, koptuğu için, ikisi de gerçeğe bir hayli uzak. Her hatıra bir hayaldir. Hiçbir olay yaşandığı anın niteliklerini tam olarak devam ettiremez hatıra olunca.
– Hatıra ile hayal arasında bir fark yok mu?
– Hatıra geride kalmıştır da hayal ilerdedir diyebilir miyiz? Kuvvete bakar. Hatıra ileri geçer, hayal geri ka- lır, olur a! Ayakta tutan, dinç hatıraları; sönük; cılız, ümitsiz hayallerden yeğ görüyorum.
– Şiirin herkes tarafından beğenilmesi doğru mudur?
– Beğenilemez ki! Hem bu soruyu da ben karanlık buldum. Sorunuzdan sizin böyle bir beğenilmeyi pek doğru bulmadığınız sonucunu çıkarmama müsaade var mı?
– Bilmem ki…Mutlu azınlık diyor lar!
– Mutlu azınlık. Son ayların tartışma- konusu. Sanatçıların bir kısmı nedense, ta Dante devrinden gelme bu deyim karşısında parladılar. Haklı idiler bir bakıma. Çünkü mutluluğun ancak bir azınlığa lâyık görülmesi,çoğunluğun mutsuzluğunu hatırlatıyor, incitici küçümser bir mana taşıyordu. Ama ne çare, bütün sanat faaliyetleri mutsuz çoğunluğa hitap amacını gütse bile, mutlu azınlıkça değerlendirilir. Mutlu azınlığın yüzde seksenini ise sanatçının sosyal çizgisi üstünde, onun dünyasına belki de tüm yabancı, belki de lütfen bir göz atacak kimseler teşkil eder.Mutsuz, çoğunluğun, ona kendisini tanıtan sanat eseri karşısında’ durumu, davranışı meçhuldür,şimdilik. Hayatı ile mutsuz çoğunluğu temsil eden bir sanatçı dahi, eserleri ile mutlu azınlık plânına geçer.Ben bu işi böyle anlıyorum.
-Şiirde milliyet aranır mı,yoksa musiki gibi beynelmilel mi olmalıdır?
– Öteki güzel sanat kollan gibi, şiir de milletlerarası bir değerdir. Dağlarca bir şiirinde ne diyordu:
“Burda, Hindistan’da, Afrika’da Buğdaya karşı sevgi aynı
Ölüm önünde düşünce bir…”
Michael Babits, Avrupa Edebiyatı Tarihinde Homeros destanlarına girerken şöyle der:”Dünya edebiyatı bir öfkenin türküsü ile başlar.”Akhilleus’un öfkesi, yani bir heyecan, bir duygu, yani bir insan! En millî karakter taşıyan eserler, en heyecanlı eserler olabilir. İnsan kendinden pay biçerek düşman heyecandan dahi anlar,onlarda da bir bakıma kendini bulur.
– 1955 yılının en başarılı şairleri?
– Dağlarca,Necati Cumalı, Attila İlhan, Turgut Uyar, Kâmuran. S. Yüce, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Gülten Akın.
Benim zihnimde bu yıl, en çok bu şairler yer etti.
– “Türkçe’yi sanatçılar arıtacaktır “sözü için ne dersiniz?
– Doğru derim.Ömer Seyfettin’den beri alınan mesafe düşünülürse…
– Bazıları Türk şiirini Avrupa şiiri ayarında buluyorlar,siz bu hükme ne dersiniz?
– Bu da doğru!Çok çeşitli yönlerde ilerleyen bir şiirimiz var. Şair çokluğundan şikâyet ediliyor. Her zaman çoktu şair. Ama çeşitli anlayış ve yollar,sonra bu derece derinliğine ve başarılı,bu ilk defa!1935 yıllarına kadar önümüzde yalnız Fransız şiiri vardı.Şairler bilirlerse yalnız Fransızca bilirler, Fransız şiirini de büyük bir zaman aşımı ile tanırlardı. Şimdi en uzak ülkelere kadar şiir dünyasını bir hayli öğrendik. Şiir seviyemizin yükselmesinde ciddî eleştirmelerin, bilgili eleştirmeci sayısının artmasının da büyük tesiri oldu.
– Şiirde vezin ve kafiye olmayınca onu bellemek pek mümkün olamıyor; bu yeni şiir hesabına yerilecek bir nokta sayılabilir mi?
– Sayılamaz.Evet, vezin ve kafiye yokluğu, ezberi güçleştiriyor. Sonra yeni şiirlerin çoğu eski manada inşada elverişli değil, Recaizâde ile Fikret’in yendiği “Kafiye göz içindir” görüşü bu sefer de “şiir göz içindir” şeklinde hortladı desek? Hayır, sese bağlılığı, her zaman devam edecek şiirin. Yalnız bugün bellemek anlayışı değişti. Ben bir şiirin bize iyice işlemesini, ezberlemek sayarım.Günümüzde öyle şiirler var ki, ezberlememişizdir, ama defterimizdedir. Hangi kitapta, nerde olduğunu, yerini biliriz. Sık sık açıp okur, her seferinde o şiirle ilk karşılaşmamızın heyecanını yaşarız. Şiirin kendini böyle aratışı, hatırlatışı da bir ezber olsa gerek.

1 Şubat 1956 –  Mustafa Baydar

VN:F [1.9.22_1171]
Bu yazının aldığı puan
Rating: 6.3/10 (3 votes cast)
VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0 (from 0 votes)
Behçet Necatigil ile bir Röportaj, 6.3 out of 10 based on 3 ratings

Yorumunuzu bırakın