<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap özetleri,Çocuk Kitapları, Roman Özetleri,Çocuk Masalları &#187; Türk Yazarların Biyografileri</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-kategorileri/yazar_ve_sairler/turk-yazarlarin-biyografileri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozet.net</link>
	<description>Tüm kitapların  Özeti burada</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 07:49:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>Cahit Külebi ile Röportaj &#8211; Münevver Oğan &#8211; Nuray Altıntaş</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/cahit-kulebi-ile-roportaj-munevver-ogan-nuray-altintas.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/cahit-kulebi-ile-roportaj-munevver-ogan-nuray-altintas.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Sep 2011 17:57:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk Yazarların Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj örnekleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=12084</guid>
		<description><![CDATA[-Sayın Külebi, bize özgeçmişinizden söz eder misiniz? 1916 ya da 1917 yılında Tokat&#8217;ın Zile ilçesine 12 km uzaklıkta bulunan Çeltek Koyü&#8217;nde doğdum. Ailem, 1. Dünya Savaşı&#8217;nda Rus orduları Doğu Anadolu&#8217;yu işgal edince göç etmiş. Kış kıyamet günlerinde kağnı üzerinde uzun bir yolculuktan sonra gelip o köye yerleşmişler. Annem ateşli bir hastalık geçirmiş, saçları tamamen dökülmüş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p>-Sayın Külebi, bize özgeçmişinizden söz eder misiniz?</p>
<p>1916 ya da 1917 yılında Tokat&#8217;ın Zile ilçesine 12 km uzaklıkta bulunan Çeltek Koyü&#8217;nde doğdum. Ailem, 1. Dünya Savaşı&#8217;nda Rus orduları Doğu Anadolu&#8217;yu işgal edince göç etmiş. Kış kıyamet günlerinde kağnı üzerinde uzun bir yolculuktan sonra gelip o köye yerleşmişler.</p>
<p>Annem ateşli bir hastalık geçirmiş, saçları tamamen dökülmüş ama ölmemiş ve beni doğurmuş. Annemin yapısı çok güçlüydü. Zaten yaşamımdaki birtakım eksikliklerin şairliği beslediği kanaatindeyim. Annem çok zengindi. Zamanla ekonomik durumumuz bozuldu. Babam, parasal durumumuz kötüleşince önce Zile&#8217;de nüfus memuru oldu. Daha sonra Tokat&#8217;ın Çamlıbel ve Niksar ilçelerinde çalıştı. İlkokulu Niksar&#8217;da, liseyi Sivas&#8217;ta bitirdim. 1936 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu&#8217;na girdim. 1940&#8242;ta Edebiyat Fakültesi ve Yüksek Öğretmen Okulu&#8217;ndan mezun oldum&#8230; Üç yıla yakın bir süre Trakya&#8217;da süvari olarak görev yaptım. 1943-45 yıllarında Antalya Lisesi&#8217;nde, 1945-55&#8242;te Ankara Devlet Konservatuvarı&#8217;nda öğretmen olarak çalıştım. Kısa bir süre Gazi Lisesi&#8217;nde öğretmenlik yaptıktan sonra MEB müfettişliğine girebildim. Hasan Ali Yücel ile tanışmamız o yıllara rastlar. Yücel, benim şiirlerimi çok seviyormuş. Ben, Antalya&#8217;da çalışırken bir grup müfettiş teftişe geldi. Bunların içinde Halil Vedat Fıratlı isminde ünlü bir müfettiş de vardı. Bu herkesi kakıp tepen çok disiplinli birisi. Fıratlı, benim dersime girdi, izledi. Ben ona; &#8220;bu yöntemle, ancak bu kadar öğretebiliyorum&#8221; dedim. Ders izlemelerin sonunda<br />
zümre toplantısı yapıldı. Edebiyat öğretmenleri öne oturdu. Ben dersliğin en arkasına oturdum. Önde Kemal Hekim diye bir arkadaşım var. Fıratlı, Kemal Hekim&#8217;in bütün söylediklerini tersliyor. Ben bu olaya çok sinirlendim, lafa karıştım. O zamanlar okullarda ezbere dayalı, metinle ilgisi olmayan bir yöntem uygulanıyordu. Kitaplar da öyleydi. Söz aldım. Bu yöntemin yanlış olduğunu çok ağır bir dille eleştirdim. Öndeki yaşlı arkadaşım işaretle beni susturmaya çalışıyordu. O anda şaşırtıcı bir durum oldu; müfettiş de benim düşüncelerime katıldığını söyledi. Meğer, Bakanlıkta bir kurul oluşturulmuş ve anadil eğitimi üzerinde çalışma yapılıyormuş. Ayrıca müfettişin kendisi gibi ünlü bir edebiyat öğretmeni olan eşi Sn. Nahit Fıratlı da şiirlerime ilgi duyuyormuş.</p>
<p>Ankara&#8217;ya geldiğimde Ataç, S. Eyüboğlu, N. Cumalı, C.. Sıtkı, O. Veli, M. C. Anday ve çok değerli bir gazeteci olan Erol Güney ile birlikte çoğu akşamlar Nahit Hanım&#8217;ın evinde, kimi kez de Sabahattin Bey&#8217;de toplanırdık. Bu toplantılara Suut Kemal Yetkin, A. H. Tanpınar, Hikmet Birand ve bazen A. Muhip Dranas katılırdı.Orada Mümin adında, iktisat fakültesi mezunu bir gençle tanıştım. O, daha sonra Fransa&#8217;ya iktisat doktorası yapmaya gitti ve ünlü bir ressam olarak döndü. Nahit Hanım; hepimizin annesi, dert ortağı ve &#8220;sevgilisi&#8221; idi. Kendisi hâlâ sağdır ve Türk Edebiyatı&#8217;na çok büyük yararlar sağladığı inancındayım.</p>
<p>İkinci askerliğimde Fıratlı beni Ankara&#8217;ya çağırdı. Kendisi Güzel Sanatlar Genel Müdürü olmuş. Sabahattin Ali, Devlet Konservatuvarı&#8217;nda öğretmen, müdür Orhan Şaik Gökyay. Nihal Adsız da müdür evinde konuk olarak kalıyor. Nihal Atsız, İnönü aleyhine bir yazı yayımlamış. Gece, Hasan Ali, Orhan Bey&#8217;e telefon ederek Atsız&#8217;ı evinden çıkarmasını istemiş. O da çıkarmamış; bunun üzerine Gökyay ve Atsız&#8217;ı gözaltına almışlar. Sabahattin Ali&#8217;yi Bakanlık emrine, beni de Sabahattin&#8217;in yerine Devlet Konservatuvarı&#8217;na diksiyon öğretmeni ve dramaturg olarak atamışlar. Askerlikten sonra Halil Vedat&#8217;ın evine gittim. Ben bu işte çalışmam benim diksiyonum kötü dedim. Bir ay boyunca direndim, kabul etmedim. Aylığım yüksek; 87 lira, 250 lira da Carl Eberth&#8217;in yardımcılığından veriyorlar. Devlet tiyatrosu da henüz kurulmamış, onun da her temsil gecesinden 10 lira alacağım. Bir de oda. Toplam 500 lira alacağım. Bütün bunlara karşı direndim kabul etmedim ve edebiyat öğretmeni oldum.</p>
<p>Halil Vedat Fıratlı&#8217;nın evinde 6 ay süreyle S. Eyüboğlu, N. Ataç, C.Sıtkı, O. Veli, O. Rıfat, M.C. Anday, N. Cumalı ve ben çok mutlu günler geçirdik. Bu bir tür edebiyat hayatımızın altın devri idi. A. Muhip ve F. H. Dağlarca da Ankara&#8217;daydı. Ancak, Hasan Ali&#8217;ye teşekküre gitmedim. Ali, Bakanlıktan ayrıldı, acı günler yaşadı. O zaman kendisiyle görüştük. Komünistlik suçlamasından kurtulmak için Âli&#8217;nin yardımıyla iki kez müfettişliğe atandım. Solcudur gerekçesiyle iptal edildi. Üçüncüsünde H. Âli başarılı oldu ve beni müfettiş yaptırdı. 1971&#8242;de müsteşarlığa atandım Fakat, yine solculuk dalaveresiyle bir gecede iptal edildi. Onun üzerine bir süre teftiş kurulunda çalıştıktan sonra 1972&#8242;de emekliliğimi istedim.</p>
<p>-Sayın Külebi, Türk Dil Kurumu&#8217;nda da yoğun bir emeğiniz var. Bize hem o günleri hem de bugünü değerlendirir misiniz?</p>
<p>1951&#8242;den başlayarak TDK&#8217;nın üyesi ve yazı kurulu üyesiydim. Emekliye ayrılıncaya kadar yönetim kurulu üyesi, yayım kurulu başkanlığı gibi görevlere seçildim. 1983&#8242;te bu görevden ayrıldım. Kurumun en uzun süreli genel yazmanlığını yapan kişiyim. Bu görevi Tanrının bana bir lütfu olarak sayıyorum.</p>
<p>Atatürk&#8217;de 1917 yılından başlayarak dilimize büyük ilgi göstermiştir. Devrimleri arasında özellikle dil ve tarih bilincine büyük emek vermiştir. Diğer devrimleri de kendi deyimiyle &#8220;çağdaş uygarlık için zorunluydu. Dikkat edilirse daha 1920&#8242;den başlayarak dil ve alfabe konusunda sürekli etkinlikler yapmıştır. Ölümünden 53 gün önce yazdığı vasıyetnamede de İş Bankası&#8217;ndaki gelirlerini bu iki kuruma bırakmıştır. TDK, çalışmalarında büyük başarı sağladı. Demokratik bir temele dayalı olan çalışmalarını sürdürdü. Etkilerini ve yararlarını siz meslektaşlarımız biliyorsunuz. 1980 darbecileri kendi görüşlerini bize kabul ettirmeye çalıştılar. Biz buna katılmayınca Anayasa&#8217;nın 134. maddesine dayalı özel bir yasa çıkararak her iki kurumu da devletleştirdiler. Daha sonraki günlerde bütün partilerin, derneklerin mal varlıkları geri verildiği halde Atatürk&#8217;ün miras hakkı çiğnendi. Bu durumda kurucusu olduğum SODEP ve SHP&#8217;nin suçsuz olduğunu söyleyemem.</p>
<p>Bugün, artık geçen 13 yıl boyunca Dil Kurumu hiçbir olumlu iş yapmamıştır. Bıraktığımız kitaplar yağmalanmıştır. Atanan üyelere büyük paralar ödenmektedir. Belediye memurlarına kadar siyasi kadrolaşma yaygınlaşmıştır. Diğer yandan, bizim eski yapıtlarımız, bozulup değiştirilerek yeniymiş gibi kamuoyuna sunulmaktadır.</p>
<p>Tarih Kurumu, Atatürk&#8217;ün Anadolu halklarının birliği ve Anadolu uygarlıklarının ortaya çıkarılması, için kurulmuştu. Bu, ulusal birliğimizi sağlamak için çok bilinçli bir girişimdi. Kurum, artık bunlarla uğraşmıyor. Hatta, bugünkü başkan; Ata&#8217;nın Anadolu&#8217;ya çıkışını bile küçük düşürecek demeçler vermektedir.</p>
<p>-Sayın Külebi, biraz da şair Cahit Külebi&#8217;den söz etsek. Şiir yazmaya nasıl başladınız?</p>
<p>Daha ilkokula gitmeden kitaplarla tanıştım. Bizim evde çok roman okunurdu. Ablalarımdan biri okur bütün aile dinlerdi. Ben bu hava içinde ilkokula başladım. Okuma yazmayı okuldan önce öğrendim. Çocuklar Cenneti, Altın Işık, Ziya Gökalp&#8217;in iki kitabı ve Altın Çiftlik kitaplarını babam bir cuma günü getirdi. İlk ışıklarımdı onlar.</p>
<p>Şiiri neden merak ettiğimi bilmiyorum. Musiki ile şiire çocukken başlanır. Şiire de erken yaşta başlanır. On yedi -onsekiz yaşına kadar acemilik sürer. İlk, orta ve lisede pek çok şiir yazdım. Başlangıçta hececileri beğeniyordum. İyi bir okuyucuydum&#8230; Başka şairleri sevgiyle okurdum. Benzer yanım yok ama yaşıtlarım Dranas ve Dağlarca&#8217;yı anmalıyım. 1935&#8242;ten itibaren okul dışı dergilerde şiir yayımladım. Şiir; mahrem, biraz da alay edilir diye takma adlarla (M. Cahit, Nazmi Cahit) şiir yazdım.</p>
<p>Daha Külebi adını kullanmadan Ataç&#8217;tan mektup aldım. Şiirlerimi ilginç bulduğunu eğer Fransızca bilmiyorsam bana Fransızca öğretmek istediğini ve Ada&#8217;daki evine gelmemi istiyordu. Nurullah Ataç&#8217;a yanıt vermedim ve gitmedim. Çok hata etmişim, çok ilginç bir mektuptu.</p>
<p>Almanya&#8217;da iken Varlık&#8217;a gönderdiğim &#8220;Haziran&#8221; şiirinde ilk kez Külebi<br />
adını kullandım. Bu şiirden sonra bütün şiirlerimi Külebi adıyla yayımladım. 1938 yılında Almanya&#8217;dan İstanbul&#8217;a dönmüştüm. S. K. Aksal arkadaş oldu benimle. Birini ayarlamış &#8220;Sokak&#8221; adında bir dergi çıkarıyorlar. Bu dergi iki ay çıkabildi. Birinci sayısında iki, ikinci sayısında üç şiirim çıktı. İlk sayıda İstanbul şiiri ilk kez yayımlanıyor. O yıllarda O. Veliler ortaya çıkmış. Ben İstanbul şiirinde bol bol mecaz, kafiye kullanmışım. Bu şiir şu anda benim en iyi şiirim sayılır. Yaşım 19, O. Veli bana o yıllarda hayranlığını belirtiyordu. 80 yaşına geldim, benim için Orhan&#8217;ın yazdığı beş yazı beni en iyi değerlendiren yazılardır. Bu yazının tamamı yok: Bu yazıda benim Türkiye&#8217;nin tarihini yazdığım yazılıdır. Orhan diyor ki; &#8220;Ben şiirden mecaz, kafiye, vezin gibi şiiri şiir yapan her şeyi attım ama Cahit Külebi bunların hepsini kullanıyor. Alışılmış mecazları kullanmıyor. Eskilerin mecaz-ı urfi dedikleri halk mecazlarını kullanıyor. Bal gibi, mis gibi, gül gibi&#8230; Bu şiir gelecek yıllara Cahit Külebi devrinin bir tarihi olarak kalacak&#8230; Külebi&#8217;nin şiirlerini okumaya doyamıyorum.&#8221;</p>
<p>Ben, neleri kullanıyorum? Kamyon, kavun, sövmek&#8230; Halkın günlük yaşamındaki sözcükler&#8230; Benim için çok incelemeler, değerlendirmeler, doçentlik, doktora tezleri yapıldı. Hiçbirini yeterli görmüyorum. Benim hakkımdaki en doğru değerlendirmeyi Orhan Veli yaptı.</p>
<p>İyi bir lisede okudum. Fakat Fransızca öğretmeni konusunda şansım olmadı. Kendisi Fransa&#8217;dan geldiği halde bu özelliğini kullanmayan, işleri hafife alan bir insandı. Ne kadar heves ettiysem de Fransızca öğrenemedim. Oysa şair olmak için ilk koşulun Fransızca&#8217;yı bilmek olduğunu sanıyorum. İkincisi İstanbul aksanı ile konuşmuyordum, bunu küçümsüyordum. Bu iki özellik şiirimin temelini oluşturdu. Ruhsal hiçbir bunalımım yok (Annemin ateşli hastalığı dışında). Bana gelinceye kadar Necip Fazıl, Fazıl Hüsnü hariç şairlerimiz ya körü körüne halk şairlerini yada başta Fransızlar olmak üzere yabancı şairleri taklit ettiler. Sonuçta yoz şiirler yazıldı. Ben, işte biraz da bunlara tepki olarak şiirlerimi kendime özgü yazdım. Bu da benim küçük avantajım oldu.</p>
<p>Öbür şairlerden çok beğendiğim A. M. Dranas, Fransızlar&#8217;ı kelime kelime aktarmıştır. Hatta dili bile tercüme gibidir. Ama iyi bir şair olduğu için özgün şeyler de yazmıştır. Nazım, Ruslar&#8217;ı taklit etmiştir. Cahit, Orhan ve arkadaşları yüzde yüz Fransızlar&#8217;ı aktarmıştır. Ben ne hececilere, ne de o arkadaşlara özendim. Kendime özgü bir şiir yazdığımı, sanıyorum. Garip şiirlerinin Türkiye&#8217;yi allak bullak ettiği dönemlerde ben özgün şiirler yazdım. İlhan Berk, Salah Birsel vd. biraz fantaziye kaçmışlardır. Turgut Uyar ise bir dönem beni taklit etti. Hepsi de iyi şairler ama ben onlardan etkilendiğimi söyleyemem.</p>
<p>-Sayın Külebi, ödül konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 1955&#8242;te &#8220;Yeşeren Otlar&#8221;la Türk Dil Kurumu Ödülü&#8217;nü aldınız. Bu yapıtınızdan söz eder misiniz?</p>
<p>Eski yıllarda şimdiki gibi bir ödül bolluğu yoktu. Şimdi herkes babasının ya da kocasının adını unutturmamak için ödül koyuyor. Ödüllerin değerlendirilmesinde de birtakım oyunlar, kulisler dönüyor. Ben bu ödülleri ciddiye almıyorum, ayrıca katılsam da ödül alacağımı sanmıyorum. Önceki yıllarda iki ödül söz konusuydu. Birisi; 1940&#8242;lı yılların başında CHP şiir ödülü idi. Öbürü de TDK şiir ödülü.</p>
<p>Bir iş için Ankara&#8217;ya ilk kez gelişimde sevgili şair A. M. Dranas&#8217;ı ziyaret ettim. Dranas, bana CHP ödülünden söz ederek &#8220;girin girin de ödülün değeri olsun&#8221; dedi. Elimde &#8220;Sıvas Yolları&#8221; ve &#8220;Hikaye&#8221; adlı şiirler vardı. Başvurmaktan çekindim.</p>
<p>İlk ödülümü TDK&#8217;den &#8220;Yeşeren Otlar&#8221;la aldım. Bununda ilginç bir öyküsü var. TDK&#8217;de N. Ataç ve S. K. Yetkin ile çalışıyorduk. Bana, &#8220;kurum adına ödül koyduk ama sen girmeyeceksin; hem yaşlı hem de arkadaşımızsın&#8221; dediler. Oysa gençtim (Yıl 1954). Buna karşın jüriden 3 kişinin oyunu alarak bu ödülü aldım. Suut Kemal ve Ataç, Ankara&#8217;ya döndüklerinde &#8220;Oyumuzu sana vermedik&#8221; dediler. Ben de; &#8220;İyi yapmışsınız&#8221; dedim.</p>
<p>Bir kez de TRT, çok geniş bir ödül koydu. &#8220;Yangın&#8221; adlı kitabımla katıldım. 19 kişiye ödül verdiler, ben hiçbirini alamadım.</p>
<p>1981 yılında İş Bankası Edebiyat Ödülü jürisine koymuşlar, yarışmaya katılmak istediğim için bu görevi kabul etmedim. Bu ödüle İş Bankasının daha önce benim yaşıtım olan şairlere ödül vermesinden dolayı başvurmuştum. Ancak, bu işi düzenleyenler, bana bankaca ödül verilmesinden çekindikleri için şöyle bir tevile başvurdular: Ödül yönetmeliğini değiştirdiler ve bir yerden ödül lanın bu yarışmaya katılamayacağına ilişkin bir hüküm koydular. Seçiçi kurul toplantısından önce Yeditepe Dergisi, bana sözde bir unvan ödülü verdi. Bu işe karışanlar arasında arkadaşlarım da vardı. Herhalde Kenan Evren düzeninden çekinmişlerdi.</p>
<p>-Sayın Külebi, Türk şiirinde çok seslilik olgusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>
<p>Her sanatçı kendi dilini, dünyasını ve üslubunu (biçem) kullanırken kişiliğini de ortaya koyar. Bütün sanat türlerinde olduğu gibi, elbette geleneklerden, yaşantıdan etkilenmek zorunludur. Ben içinde yaşadığım, geliştiğim ortamı yansıtmaya çalıştım. Ancak, daha önceki şairlerin yaptığı gibi halk şiirini taklit etmedim. Aslında halk şiirini yansıttığım yolundaki değerlendirmenin de yanlış olduğu kanaatindeyim. C. Atuf, bu konuda kendine uygun bir yöntem benimsedi. Ancak daha sonra benden etkilendi. Ayrıca şunu belirteyim; benim şiirimde Garip Akımında olduğu gibi apaçık bir tepki görülmemekle birlikte; yurdumuzu, insanlarımızı başka türlü gösteren şairlere karşı bir tepki bulunduğunu sanıyorum.</p>
<p>-Sayın Külebi, ulusal eğitimimizin içinde bulunduğu durumu değerlendirir misiniz?</p>
<p>-Türkiye&#8217;de ulusal eğitim işleri tersine işliyor. Bunun başlıca nedenleri Amerika&#8217;ya gidip yarım yamalak birtakım şeyleri görüp burda uygulamaya kalkan cahil eğitimcilerdir. Diğer bir nedeni de politikanın eğitim sistemi üzerindeki etkisidir. Politika, eğitim sistemini yok ediyor. Amerikan toplumu gerek ekonomi gerekse yaşam düzeyi bakımından bizden çok farklı bir toplum. Onlar, birinci &#8216;sınıf adamları başka ülkelerden bulup götürüyor ve yararlanıyor. Tek amaçları, çocuklarını meşgul etmek. Oysa, Avrupa&#8217;da ulusal eğitim çok farklı, tek bir model var. O da İlk-orta-lise modeli. Belli başlı Avrupa ülkelerinde sınıf geçme, ders geçme gibi hokkabazlıklar yok. Bizim genel, geleneksel eğitimimiz de eskiden bu okullara benziyordu.</p>
<p>Bugün, bakanlıkta gelişigüzel toplantılarda eğitim bilimiyle bağdaştırılamayacak kararlar alınıyor. Hoş bunların pek çoğu da uygulanmıyor. Ama, olan bu ülkenin eğitim sistemine oluyor. Örneğin; kredili sistem yarı yılda öğrenciyi mezun ediyor. Bunun sorumlusu kim?</p>
<p>Ayrıca, eğitim sistemimizin yüksek diplomaya yönelik olması, işbaşı eğitimine önem verilmemesi çok masraflı, savruk sonuçlara neden oluyor. Ders araçları, kılık kıyafet kitapları hatta katkı payları tam bir israf örneği. Okul yönetimleri bazı istisnalar dışında okulu yönetmekten çok, kendi odalarının döşenmesi derdindedir.</p>
<p>Türkiye, bugün yanlış bir tutum içinde bocalamaktadır. İşin planlanması, ekonomik koşullara dayanması ve açıkça söyleyeyim; iyi sonuçlar alınması için hiçbir girişimde bulunulmuyor. Bütün işlerimiz çok personelli, çok pahalı ve uzun zamana dayalı olarak gerçekleştirliyor. Örneğin bazı hizmetler için uzun süreli eğitime gerek yoktur.</p>
<p>Dünyanın hiçbir yerinde el sanatları için, birtakım yaşamsal meslekler için uzun süreli öğretim yapılmaz. Örneğin yüksek otelcilik ve yüksek hemşirelik okulu olmaz. Öbür yandan eğitimi dinselleştirme girişimlerinin de ne kadar sakıncalı olduğu herkesçe biliniyor.</p>
<p><strong>* Münevver Oğan ve Nuray Altıntaş tarafından yapılan bu söyleşi Cumhuriyet gazetesinin 7 Kasım 1996 tarihli Kitap ekinden alındı.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/cahit-kulebi-ile-roportaj-munevver-ogan-nuray-altintas.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ceyhun Demirtaş Kimdir-Hayatı-Biyografisi-Eserleri</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/ceyhun-demirtas-kimdir-hayati-biyografisi-eserleri.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/ceyhun-demirtas-kimdir-hayati-biyografisi-eserleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Sep 2011 12:26:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk Yazarların Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyhun Demirtaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyhun Demirtaş eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyhun Demirtaş hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=12220</guid>
		<description><![CDATA[(d. 17 Aralık 1934, Adana ; 29 Temmuz 2009 , İstanbul) Öykü ve roman yazarı. Toplumsal gerçekçi anlayıştaki edebiyat yapıtla-rının yanı sıra inceleme ve araştırmalarıyla da tanınır.İlk ve ortaöğrenimini Adana&#8217;da tamamladı. 1959&#8242;da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü&#8217;nü bitirdi. Adana Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü&#8217;nde çalıştı; İstanbul Mimarlar Odası&#8217;nda genel sekreterlik, Ankara ve İzmit belediyelerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2011/08/Ceyhun_Demirtas.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-12221" title="Ceyhun_Demirtas" src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2011/08/Ceyhun_Demirtas.jpg" alt="" width="259" height="194" /></a>(d. 17 Aralık 1934, Adana ; 29 Temmuz 2009 , İstanbul)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Öykü ve roman yazarı. Toplumsal gerçekçi anlayıştaki edebiyat yapıtla-rının yanı sıra inceleme ve araştırmalarıyla da tanınır.İlk ve ortaöğrenimini Adana&#8217;da tamamladı. 1959&#8242;da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü&#8217;nü bitirdi. Adana Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü&#8217;nde çalıştı; İstanbul Mimarlar Odası&#8217;nda genel sekreterlik, Ankara ve İzmit belediyelerinde danışmanlık yaptı. Politika gazetesinin genel yayın yönetmeni oldu (1977). Türkiye Yazarlar Sendikası Yönetim Kurulu&#8217;nda görev aldı (1977-79). Sendikanın 12 Eylül 1980&#8242;de kapatılmasından sonra, öteki yöneticilerle birlikte sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Sendika 1987&#8242;de yeniden etkinliğe geçince ikinci başkan olarak görevini sürdürdü. İlk öykü ve yazılarını Yeni Ufuklar, Mavi, Pazar Postası, Yelken, Yücel, Seçilmiş Hi-kâyeler, Salkım ve Dost dergilerinde yayımladı. Edebiyat Cephesi (Mart 1979 &#8211; Eylül 1980) dergisini çıkardı. Çeşitli sorunları bir arada ele alan çalışma biçimiyle dikkati çekti. İlk öykü kitabı Tanrıgillerden Biri&#8217;Tide (1961) ve Sansaryan Hanı&#8217;nda (1967) küçük memur psikolojisi, cinsel sorunlar, bunalım, toplumdan kaçış, yabancılaşma gibi temalara ağırlık verdi; dış gözlemlerden çok, bireyin iç dünyasına yöneldi ve ruhsal çözümlemelere girdi. 1973 Sait Faik Hikaye Armağanı&#8217;nı kazanan Çamasan&#8217;ia (1972) toplumsal gerçekleri vurgulayan bir edebi anlayışa yöneldi; aynı çizgiyi romanlarında da sürdürdü. Asya (1970) ile 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması&#8217;nda roman başarı ödülünü. Apartmanca (1974) 1975 TDK Hikâye Ödülü&#8217;nü kazandı.Öteki önemli yapıtları arasında Yağmur Sıcağı (1976) ve Cadı Fırtınası (1983) adlı romanları, Avşalı Çocuk (1979) adlı çocuk kitabı, Babam ve Oğlum (1983) adlı öykü kitabı, gezi anılarından oluşan Yüz Yaşındaki Delikanlı Bulgaristan (1978), deneme türündeki 20. Yüzyıl ve Edebiyat (1979) ve Bütün Dünyadan Özür Diliyorum (1991) ile araştırma türündeki Haçlı Emperyalizmi (1967) ve Ah Şu Karabıyıklı Türkler (1992) sayılabilir.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/ceyhun-demirtas-kimdir-hayati-biyografisi-eserleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cenab Şahabeddin Kimdir-Hayatı-Biyografisi-Eserleri</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/cenab-sahabeddin-kimdir-hayati-biyografisi-eserleri.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/cenab-sahabeddin-kimdir-hayati-biyografisi-eserleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2011 11:46:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk Yazarların Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Cenab Şahabeddin]]></category>
		<category><![CDATA[Cenab Şahabeddin eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cenab Şahabeddin hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=12182</guid>
		<description><![CDATA[﻿ (d. 1870, Manastır &#8211; ö. 12 Şubat 1934, İstanbul) Servet-i Fünun şiirinin önde gelen temsilcilerinden. Babasının Plevne&#8217;de şehit düşmesinden sonra ailesiyle birlikte altı yaşında İstanbul&#8217;a gitti. 1880&#8242;de Gülhane Askeri Rüştiyesi&#8217;ni bitirdi. Tıbbiye İdadisi&#8217;nden sonra Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane&#8217;yi (Askeri Tıbbiye) bitirerek hekim yüzbaşı oldu (1889). Paris&#8217;te dört yıl cilt hastalıkları ihtisası yaptı (1889-93). Yurda döndükten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p>﻿<a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2011/08/Cenab_Sahabeddin.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-12183" title="Cenab_Sahabeddin" src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2011/08/Cenab_Sahabeddin-189x300.jpg" alt="" width="189" height="300" /></a></p>
<p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">(d. 1870, Manastır &#8211; ö. 12 Şubat 1934, İstanbul)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Servet-i Fünun şiirinin önde gelen temsilcilerinden. Babasının Plevne&#8217;de şehit düşmesinden sonra ailesiyle birlikte altı yaşında İstanbul&#8217;a gitti. 1880&#8242;de Gülhane Askeri Rüştiyesi&#8217;ni bitirdi. Tıbbiye İdadisi&#8217;nden sonra Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane&#8217;yi (Askeri Tıbbiye) bitirerek hekim yüzbaşı</span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">oldu (1889). Paris&#8217;te dört yıl cilt hastalıkları ihtisası yaptı (1889-93). Yurda döndükten sonra Karantina İdaresi&#8217;ne girdi. Mersin&#8217;de, Rodos&#8217;ta, Cidde&#8217;de karantina hekimliği, sıhhiye müfettişliği yaptı. 1908&#8242;de Meclis-i Kebir-i Sıhhi üyeliğine getirildi. Daire-i Umur-ı Sıhhiye müfettişiyken kendi isteğiyle emekli oldu (1914). istanbul Darülfünunu&#8217;nun Edebiyat Fakültesi&#8217;nde müderris olarak Fransızca, Batı ve Osmanlı edebiyatı dersleri verdi (1914-22). Kurtuluş Savaşı yıllarında Kuva-yı Milliye&#8217;ye karşı olumsuz tutumu nedeniyle öğrenciler tarafından bu görevinden ayrılmaya zorlandı (1922). Daha sonra Cumhuriyet değerlerine inancını belirten yazılar yayımladıysa da, yaşadığı sürece bir daha ön plana çıkamadı. Bu dönemde yalnız edebiyatla uğraştı ve Fransızca sözcüklerin tam karşılıklarını bulmaya çalıştığı bir sözlük hazırladı. Ölümü nedeniyle bu sözlük yarım kaldı.İlk şiiri 1885&#8242;te Saadet gazetesinde yayımlanan <a href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/cenab-sahabeddin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cenab Şahabeddin">Cenab Şahabeddin</a> önceleri Muallim Naci&#8217;nin etkisi altındaydı. Daha sonra Gülşen dergisinde çıkan şiirlerinde ise Recaizade Ekrem&#8217;den ve Abdülhak Hamid&#8217;den esinlenerek Batı şiirine yöneldi. 1886&#8242;da Leskovikli Hayreddin&#8217;le birlikte Sebat adlı bir dergi çıkardı.Paris yılları <a href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/cenab-sahabeddin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cenab Şahabeddin">Cenab Şahabeddin</a>&#8217;e Fransız şiirini yakından tanıma olanağı verdi. O yıllarda Fransız şiirinde simgecilik ve Parnasçılık etkiliydi. <a href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/cenab-sahabeddin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cenab Şahabeddin">Cenab Şahabeddin</a> yıllar sonra, yaşamını anlattığı bir mektupta Verlaine&#8217;i çok sevdiğini, Mallarme&#8217;yi pek anlayamadığını, en çok da Parnacılardan etkilendiğini belirtmişti.İstanbul&#8217;a döndükten sonra Mekteb&#8217;te yayımladığı şiirler Paris deneyimlerinin katkılarıyla doluydu. Artık eski etkilerden iyice sıyrılmıştı. Servet-i Fünun dergisine de şiirler, yazılar yazmaya başladı. Bu derginin çevresindeki yenilikçi bütün genç sanatçılar, özellikle de Tevfik Fikret onun zekâ ve buluş gücünü alkışladılar.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Tevfik Fikret ve Halit Ziya Uşaklıgil&#8217;le birlikte Servet-i Fünun&#8217;un ilk üç adından biri olan <a href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/cenab-sahabeddin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cenab Şahabeddin">Cenab Şahabeddin</a>, gelenekçilerce şiiri en çok eleştirilen, kendisine en çok saldırılan sanatçı oldu. Tevfik Fikret&#8217;in siyaset ve toplum konularına, düşünsel alana girmesine karşılık o, bireysel bir şiiri en uç noktalara götürdü, Edebiyat-ı Cedide&#8217;nin en aşırı örneklerini verdi. Şiirlerinde kullandığı imgeler &#8220;sâât-ı semanfâm&#8221;, &#8220;çeng-i müzehhep&#8221;, &#8220;nay-ı zümürrüt&#8221; gibi deneyimler, İstanbul sanat dünyasında büyük gürültülere yol açtı.<a href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/cenab-sahabeddin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cenab Şahabeddin">Cenab Şahabeddin</a> için şiir, &#8220;nesir-musiki&#8221;ydi. Bunun sağlanması için de uzun ve kısa heceleri uyumlu biçimde kullanmak şarttı. O uyumu en iyi kurduğu iki şiiri</span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">&#8220;Yakazat-ı Leyliye&#8221; ve &#8220;Elhan-ı Şita&#8221;dır. Bu tür şiirlerinde sözü, dünyanın ve yaşamın iyice ötesinde bir varlık olarak ve ezgi halinde yeniden gerçekleştirmiştir. Ona göre şiir, okurda &#8220;tatlı bir hülya&#8221; uyandırırsa başarılı olur.<a href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/cenab-sahabeddin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cenab Şahabeddin">Cenab Şahabeddin</a> Ahmed Mithat&#8217;ın kendisine saldırdığı bir yazısı üzerine onunla giriştiği &#8220;dekadanlar&#8221; tartışmasından sonra sık sık eleştiri yazıları da yayımlamaya başladı. Bu tür yazılarında kendi sanat görüşünü sürekli olarak geliştirip açıklama olanağı buldu. Bazı yazılarını Raik Vecdi takma adıyla yayımladı. Düzyazıları inceliklerle dolu, iyimserliğe, biraz da alaycılığa dönük ürünlerdir. Bunlarda çok süslü, oynak bir üslup kullanmıştır.<a href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/cenab-sahabeddin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cenab Şahabeddin">Cenab Şahabeddin</a>&#8217;in büyük yanılgısı dilde olmuştur. Arkadaşları gibi, o da, yaşamayan, (Ataç&#8217;ın deyimiyle) &#8220;olmayan&#8221; bir dilde yazma çabasından vazgeçmemiştir. Bu yüzden yapıtları her yeni okur kuşağıyla birlikte daha az anlaşılır olmuştur. Milli Edebiyat hareketine ve hece ölçüsüne karşı çıkarken şiirsel açıdan değilse de, dil açısından sağlam dayanaklardan yoksundur.İlk şiirlerini derlediği Tâmâftan (1887) başka şiir kitabı yoktur. Ama bütün şiirlerini bir kitapta toplamayı taşarlamış ve bu yapıta bir de ad düşünmüştür: Evrak-ı Ley al. Şiirleri ölümünden sonra ilk kez 1934&#8242;te Sadettin Nüzhet Ergun&#8217;un Cenap Şahabeddin, Hayatı, Eserleri ve Seçme Şiirleri, 1984&#8242;te de M. Kaplan, İ. Enginün, B. Emil, N. Birinci ve A. Uçman&#8217;ın hazırladıkları <a href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/cenab-sahabeddin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Cenab Şahabeddin">Cenab Şahabeddin</a>&#8217;in Bütün Şiirleri adlı kitaplarda toplanmıştır.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">ÖBÜR ÖNEMLİ YAPITLARI: Tiyatro. Körebe(1917).Düzyazı. Hac Yolunda (1909), Evrak-ı Eyyam (1915), Afâk-ı Irak (1917). Avrupa Mektupları (1919), Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh ve Tiryaki Sözleri(1918),Vilyem Şekispiyer (1931).</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/cenab-sahabeddin-kimdir-hayati-biyografisi-eserleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cenabi Mustafa Kimdir-Hayatı-Biyografisi-Eserleri</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/cenabi-mustafa-kimdir-hayati-biyografisi-eserleri.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/cenabi-mustafa-kimdir-hayati-biyografisi-eserleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Aug 2011 11:49:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk Yazarların Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Cenabi Mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[Cenabi Mustafa eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cenabi Mustafa hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=12185</guid>
		<description><![CDATA[Tam adı Ebu Muhammed Mustafa Bin Hasan (d. Amasya &#8211; ö. 30 Ekim 1590, Halep) Müslüman hanedanları anlatan yapıtıyla ünlü Osmanlı tarihçi.Edirne kadısı Emir Hasan&#8217;ın oğluydu. Medrese öğrenimi gördü; Ebussuud Efen- di’den ders aldı. 1573-86 arasında İstanbul, Bursa ve Edirne&#8217;deki çeşitli medreselerde müderrislik yaptı. 1587&#8242;de Halep kadılığına atandı. Hastalık nedeniyle Mayıs 1589&#8242;da bu görevinden alındıktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2011/08/Cenabi_Mustafa.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-12186" title="Cenabi_Mustafa" src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2011/08/Cenabi_Mustafa.jpg" alt="" width="170" height="211" /></a>Tam adı Ebu Muhammed Mustafa Bin Hasan </span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">(d. Amasya &#8211; ö. 30 Ekim 1590, Halep)</span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Müslüman hanedanları anlatan yapıtıyla ünlü Osmanlı tarihçi.Edirne kadısı Emir Hasan&#8217;ın oğluydu. Medrese öğrenimi gördü; Ebussuud Efen- di’den ders aldı. 1573-86 arasında İstanbul, Bursa ve Edirne&#8217;deki çeşitli medreselerde müderrislik yaptı. 1587&#8242;de Halep kadılığına atandı. Hastalık nedeniyle Mayıs 1589&#8242;da bu görevinden alındıktan sonra Halep&#8217;te kaldı ve orada öldü.Cenabî Mustafa&#8217;nın en önemli yapıtı Tarih-i Cenabî&#8217; dir. İslamın başlangıcından kendi dönemine (1588&#8242;e) değin hüküm sü¬ren hanedanları anlatan ve asıl adı el- Aylemü&#8217;z-Zahir fi Ahvali&#8217;l-Evail ve&#8217;l-Evahir olan yapıt, her biri bir hükümdar ailesine ayrılmış, kısa ama özlü bilgiler veren 82 bölümden oluşur. Son bölümü Osmanlı hanedanına ilişkindir. Cenabî, Arapça yazdığı yapıtını kısaltarak Türkçeye çevirmiştir. Öteki yapıtları arasında, Kuzeybatı Afrika devletlerini anlatan Tarih-i Bilad-ı Mağrib, bir peygamber ve halifeler tarihi olan Arapça Nihayetü&#8217;l-Meram, Sebü&#8217;s-Seyyar, Cevahirü&#8217;l- Geraib ve Fırsatname sayılabilir.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/cenabi-mustafa-kimdir-hayati-biyografisi-eserleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Behçet Necatigil ile bir Röportaj</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/behcet-necatigil-ile-bir-roportaj.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/behcet-necatigil-ile-bir-roportaj.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Aug 2011 17:54:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk Yazarların Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj örnekleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=12082</guid>
		<description><![CDATA[﻿ T- Şiirde mısra güzelliğine mi, yoksa &#8220;bütün&#8221; hâlinde bir şiir havası teminine mi ehemmiyet verirsiniz? - Birçok şiirler; yer yer güzel de üstelik; biçim, düzen, istif yoksulu oldukları için unutulup gitmişlerdir. Bir seziş, bir buluş,bir tema, ne kadar yeni ve güçlü olursa olsun,sağlam bir deyişe erişemedi mi ömür- süzdür.Genç yaşlarda heyecan sonsuz, ilham boldur.Ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p>﻿</p>
<p>T- Şiirde mısra güzelliğine mi, yoksa &#8220;bütün&#8221; hâlinde bir şiir havası teminine mi ehemmiyet verirsiniz?<br />
- Birçok şiirler; yer yer güzel de üstelik; biçim, düzen, istif yoksulu oldukları için unutulup gitmişlerdir. Bir seziş, bir buluş,bir tema, ne kadar yeni ve güçlü olursa olsun,sağlam bir deyişe erişemedi mi ömür- süzdür.Genç yaşlarda heyecan sonsuz, ilham boldur.Ama çokluk bir şey eksik olur,mısralarda en azın- dan güzellik!Şiirdeki &#8220;bütün&#8221; güzelliği, parça güzelliklerinin kesiksiz sürüp gidebilmesinden, zincirlenme- sinden doğar.Arada,bir mısraın bile aksaması:şiirde verilmek istenen bir hava,yaratılmak istenen bir iklim, sahiden varsa,onu bozar,zedeler.Bu düşüncelerimi, kendi denemelerimde uygulayabilmek isterdim<br />
- Bazı şiirlerinizde mana oldukça karanlıkta kalıyor. Meselâ Yıkık Duvar gibi, ne dersiniz?<br />
- Şiirde manaya varmak, belki gizli ama mutlaka mevcut ipuçlarını bulmaya bakar. Şair manadan ne kadar kaçarsa kaçsın, veya manayı ne kadar kendine saklamak isterse istesin, zaman zaman, kendisine o şiiri yazdıran sebepleri şiirin yakınlı uzaklı kelimelerin de, belki kendi de farkında olmadan ele verecektir. Şiirine göre; bir başlık, bir motif, teslim oluş veya isyanı, ümit veya ümitsizliği çeşitli yollardan değişik şekilde ifadeye yarar, birbirine yakın manada isimler,sıfatlar, bir ima,bir hatırlatış, bir şiirin okuyucuya ne demek istediğini bulmamıza yeter birer ipucudur.<br />
- Pek anlaşılmıyor.<br />
-Evet, iyi anlatamadım. Daha açayım düşüncemi.Bir şiir,diyelim on beş mısra. Şöyle kelimeler olsun içinde: &#8220;kırık -sönerken -ağır -kanter içinde -siyah -dar -uzakta halsiz&#8230;&#8221; Bu kelimelerin arasında anlayamadığımız, birden manalarını kavrayamadığımız imajlar da bulunsun. Biz, bu kör kayaların, çıkıntı adaların, görmediğimiz altta bir koca karaya bağlı olduğunu, yani bu şiirin bir yaşama bezginliği şiiri olduğunu pekâla kestirebiliriz.Deminki sorunuz- da şiir havası dediniz. Şiir havası bu gibi çağrışımlardan,dikkatli bir okuyucu hayalinin kolayca doldurabileceği mecaz ve allegori boşluklarından kuvvet alır.<br />
- Şiirlerinizde hatıraların mı, yoksa hayallerin mi payı daha fazladır?<br />
- Hatıraların,yanı yaşanmışın payı!Batık bir şeyin su altında zamanla geçirdiği değişimi, düşününüz.Biçimi, ağırlığı, rengi gittikçe başkalaşır. Hayal de, hatıra da su altında birer eşya gibidir. Hayal yaklaşamadığı, hatıra ayrıldığı, koptuğu için, ikisi de gerçeğe bir hayli uzak. Her hatıra bir hayaldir. Hiçbir olay yaşandığı anın niteliklerini tam olarak devam ettiremez hatıra olunca.<br />
- Hatıra ile hayal arasında bir fark yok mu?<br />
- Hatıra geride kalmıştır da hayal ilerdedir diyebilir miyiz? Kuvvete bakar. Hatıra ileri geçer, hayal geri ka- lır, olur a! Ayakta tutan, dinç hatıraları; sönük; cılız, ümitsiz hayallerden yeğ görüyorum.<br />
- Şiirin herkes tarafından beğenilmesi doğru mudur?<br />
- Beğenilemez ki! Hem bu soruyu da ben karanlık buldum. Sorunuzdan sizin böyle bir beğenilmeyi pek doğru bulmadığınız sonucunu çıkarmama müsaade var mı?<br />
- Bilmem ki&#8230;Mutlu azınlık diyor lar!<br />
- Mutlu azınlık. Son ayların tartışma- konusu. Sanatçıların bir kısmı nedense, ta Dante devrinden gelme bu deyim karşısında parladılar. Haklı idiler bir bakıma. Çünkü mutluluğun ancak bir azınlığa lâyık görülmesi,çoğunluğun mutsuzluğunu hatırlatıyor, incitici küçümser bir mana taşıyordu. Ama ne çare, bütün sanat faaliyetleri mutsuz çoğunluğa hitap amacını gütse bile, mutlu azınlıkça değerlendirilir. Mutlu azınlığın yüzde seksenini ise sanatçının sosyal çizgisi üstünde, onun dünyasına belki de tüm yabancı, belki de lütfen bir göz atacak kimseler teşkil eder.Mutsuz, çoğunluğun, ona kendisini tanıtan sanat eseri karşısında&#8217; durumu, davranışı meçhuldür,şimdilik. Hayatı ile mutsuz çoğunluğu temsil eden bir sanatçı dahi, eserleri ile mutlu azınlık plânına geçer.Ben bu işi böyle anlıyorum.<br />
-Şiirde milliyet aranır mı,yoksa musiki gibi beynelmilel mi olmalıdır?<br />
- Öteki güzel sanat kollan gibi, şiir de milletlerarası bir değerdir. Dağlarca bir şiirinde ne diyordu:<br />
&#8220;Burda, Hindistan&#8217;da, Afrika&#8217;da Buğdaya karşı sevgi aynı<br />
Ölüm önünde düşünce bir&#8230;&#8221;<br />
Michael Babits, Avrupa Edebiyatı Tarihinde Homeros destanlarına girerken şöyle der:&#8221;Dünya edebiyatı bir öfkenin türküsü ile başlar.&#8221;Akhilleus&#8217;un öfkesi, yani bir heyecan, bir duygu, yani bir insan! En millî karakter taşıyan eserler, en heyecanlı eserler olabilir. İnsan kendinden pay biçerek düşman heyecandan dahi anlar,onlarda da bir bakıma kendini bulur.<br />
- 1955 yılının en başarılı şairleri?<br />
- Dağlarca,Necati Cumalı, Attila İlhan, Turgut Uyar, Kâmuran. S. Yüce, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Gülten Akın.<br />
Benim zihnimde bu yıl, en çok bu şairler yer etti.<br />
- &#8220;Türkçe&#8217;yi sanatçılar arıtacaktır &#8220;sözü için ne dersiniz?<br />
- Doğru derim.Ömer Seyfettin&#8217;den beri alınan mesafe düşünülürse&#8230;<br />
- Bazıları Türk şiirini Avrupa şiiri ayarında buluyorlar,siz bu hükme ne dersiniz?<br />
- Bu da doğru!Çok çeşitli yönlerde ilerleyen bir şiirimiz var. Şair çokluğundan şikâyet ediliyor. Her zaman çoktu şair. Ama çeşitli anlayış ve yollar,sonra bu derece derinliğine ve başarılı,bu ilk defa!1935 yıllarına kadar önümüzde yalnız Fransız şiiri vardı.Şairler bilirlerse yalnız Fransızca bilirler, Fransız şiirini de büyük bir zaman aşımı ile tanırlardı. Şimdi en uzak ülkelere kadar şiir dünyasını bir hayli öğrendik. Şiir seviyemizin yükselmesinde ciddî eleştirmelerin, bilgili eleştirmeci sayısının artmasının da büyük tesiri oldu.<br />
- Şiirde vezin ve kafiye olmayınca onu bellemek pek mümkün olamıyor; bu yeni şiir hesabına yerilecek bir nokta sayılabilir mi?<br />
- Sayılamaz.Evet, vezin ve kafiye yokluğu, ezberi güçleştiriyor. Sonra yeni şiirlerin çoğu eski manada inşada elverişli değil, Recaizâde ile Fikret&#8217;in yendiği &#8220;Kafiye göz içindir&#8221; görüşü bu sefer de &#8220;şiir göz içindir&#8221; şeklinde hortladı desek? Hayır, sese bağlılığı, her zaman devam edecek şiirin. Yalnız bugün bellemek anlayışı değişti. Ben bir şiirin bize iyice işlemesini, ezberlemek sayarım.Günümüzde öyle şiirler var ki, ezberlememişizdir, ama defterimizdedir. Hangi kitapta, nerde olduğunu, yerini biliriz. Sık sık açıp okur, her seferinde o şiirle ilk karşılaşmamızın heyecanını yaşarız. Şiirin kendini böyle aratışı, hatırlatışı da bir ezber olsa gerek.</p>
<p><strong>1 Şubat 1956 &#8211;  Mustafa Baydar</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/behcet-necatigil-ile-bir-roportaj.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

