<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap özetleri,Çocuk Kitapları, Roman Özetleri,Çocuk Masalları &#187; roman özetleri</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/roman-ozetleri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozet.net</link>
	<description>Tüm kitapların  Özeti burada</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 15:14:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>Geniş Zamanlar Ayşe Kulin</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/genis-zamanlar-ayse-kulin.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/genis-zamanlar-ayse-kulin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Aug 2009 05:17:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[ayşe kulin]]></category>
		<category><![CDATA[ayşe kulin eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[ayşe kulin kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Geniş Zamanlar kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[Geniş Zamanlar özeti]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[kitap özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[kitap satın al]]></category>
		<category><![CDATA[roman oku]]></category>
		<category><![CDATA[roman özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=1386</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Adı:Geniş Zamanlar Kitabın Yazarı:Ayşe Kulin Kitabın Yazılma Yılı: Temmuz2004 Kitabın Yayınevi: Remzi Kitapevi,İstanbul, Kitabın Basım Yılı: 1998 Sayfa Sayısı:116 sayfa Kitabın Konusu: Sosyal yaşam farklılıkları,hala birtakım yerlerde yalnış dini eğitim vererek genç beyinlerin yıkanması anlatılıyor. Araya serpiştirilmiş kısa bir öyküde ise Türkiye’de köylerin sağlık yönünden az gelişmiş olduğu ve bu az gelişmişliğin insanların düşünce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4845" title="genis_zamanlar" src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2009/08/genis_zamanlar-209x300.jpg" alt="genis_zamanlar" width="209" height="300" /></p>
<p><strong>Kitabın Adı:</strong>Geniş Zamanlar<br />
<strong>Kitabın Yazarı:</strong>Ayşe Kulin<br />
<strong>Kitabın Yazılma Yılı:</strong> Temmuz2004<br />
<strong>Kitabın Yayınevi: </strong>Remzi Kitapevi,İstanbul,<br />
<strong>Kitabın Basım Yılı: </strong> 1998<br />
<strong>Sayfa Sayısı:</strong>116 sayfa<br />
<strong>Kitabın Konusu: </strong>Sosyal yaşam farklılıkları,hala birtakım yerlerde yalnış dini eğitim vererek genç beyinlerin yıkanması anlatılıyor.<br />
Araya serpiştirilmiş kısa bir öyküde ise Türkiye’de köylerin sağlık yönünden az gelişmiş olduğu ve bu az gelişmişliğin insanların düşünce ve yaşamında da var olduğunu belirtiyor.<br />
<strong>Romanın incelemesi:</strong><br />
Yazar bu kitapta;baş karakterin çektiği acıları,Türki’nin sosyal yapısını da ortaya koyarak diğer karakterlerin hikayeleriyle birlikte ele alıyor.</p>
<p>Yazar;romanı öyküleyici anlatımla ve olayları bir akış içinde yazmış.Yalın ve akıcı bir üslup kullanmıştır.Kişileri ve öykülerini anlatırken zaman zaman betimlemelerde bulunmuş.Bu da kitaba ve kitabı okuyanlara ayrı bir tat veriyor.<br />
Yazıların arasında şiire de yer verilmiş.Özellikle kahramanın ameliyat olacağı zaman satır arasında ki şiir ruh halini yansıtıyor:</p>
<p><span id="more-1386"></span><br />
<strong>Kitabın Özeti: </strong><br />
Ayla; İstanbul’da yaşayan,iyi eğitim almış,başarılı bir iş kadını.Mutlu bir evliliği var ve bu evlilikten bir erkek çocuğu oluyor.Ama bu mutluluk uzun sürmüyor.Önce sağlık açısından çöküntüye uğruyor,çünkü kanser teşhisi ile bir göğsü alınıyor.Sonra,duygusal olarak büyük bir sarsıntı geçiriyor.Kocasının kendisini aldattığını anlıyor ve boşanıyorlar.Bu boşanmanın ardından,yaşadıklarından uzaklaşmak için oğlunl İngiltere’de okutmak bahanesiyle karar verip Londra’ya gidiyor.Bu dönemde bir zamanlar oğluna bakması için yanında çalıştırdığı Zehra’nın kocası tarafından öldürüldüğü haberini alıp,bir kez daha yıkılıyor.Zehra’nın O’nun için bir yardımcıdan çok,evin bir insanı,kendi kızı gibi olduğunu ve O’nun iyi yetişmesi için nasıl emek verdiğini hatırlıyor.Kendi sorunlarıyla uğraşmak için Londra’ya geldiğine ve Zehra’yı yalnız bıraktığına üzülüp pişman oluyor.</p>
<p>Aslında Zehra,kendi mahallesinde kalsaydı,bu kültürü ve eğitimi alamazdı.Daha sonra,Ayla’nın çabaları sonucu hemşirelik okulunu ve lisan kursunu bitirip,özel bir hastanede hemşire olarak çalışmaya başladı.Burada tanıştığı Doktor Ahmet ile aralarında bir gönül bağı oluyor.Taa ki,günün birinde Ahmet’e,Ayla’nın gerçek ablası,yaşadığı evin de kendi olmadığını söyleyene kadar…Mutluluğu bitiyor.Büyük bir üzüntü ile işinden ayrılıp,gerçek ailesine dönüyor.Günlerce içine kapanıp,bunalıma giriyor.Bugünlerde mahallesinden bir kısmeti çıkıyor.Apar topar Aydın ile evlendiriliyor.Evlendiği adamın aklını dinle bozmuş,tekkelerden çıkmayan biri olduğunu daha ilk günden anlıyor.Aydın;kadın cinsini şeytan olarak görüp,onunla konuşmuyorve hatta aynı odada bile bulunmak istemiyor.<br />
Evliliklerinin birinci yılında,Aydın’ın annesi neden çocuk sahibi olmadıklarını soruyor.Zehra’da,Aydın’ın sabahlara kadar tekke’de kaldığını,evde birlikte yemek bile yemediklerini ve kendisinin sürekli çarşafla gezdiğini anlatıyor.Ailenin büyüklerinin verdiği tavsiye ile,birgün kocasıyla konuşmayı ve O’na yakınlaşmayı deniyor.Aydın cinnet geçirerek O’nu bıçaklıyor.Ne gariptir ki,Zehra ölürken büyük bir huzur duyuyor,çünkü bütün acıları sona eriyor.</p>
<p><strong>Kitaptaki şahısların değerlendirilmesi</strong><br />
<strong>AYLA:</strong>Mesleği gazetecilik.Zarif,güzel ve iyi kalpli bir kadın.Kanser teşhisi ile bir gün göğsü alınmış,hayatı duygusal çöküntülerle dolu.Eşi,kendisini yakın arkadaşıyla aldattığı için,kocasından boşanmış.Bir oğlu var ve o da İngiltere’de okuyor.<br />
<strong>GERRY:</strong>Ayla’nın İngiliz dostlarının tanıştırdığı erkek arkadaşı.Çok üzgün ve içkili olduğu bir gece Ayla’ya destek oluyor.Centilmenliği ile tipik bir İngiliz tavrı sergiliyor.<br />
<strong>FATİK:</strong>Ayla’nın İstanbul’daki evine 15 günde bir temizliğe gelen kadın.Cahil ve gecekondu muhitinde yaşıyor.Kocası şarapçı,Fatik’I ve kızını sürekli dövüyor.Fatik kızını bu hayatın içinden kurtarmak için çırpınıyor.<br />
<strong>ZEHRA</strong>:Fatik’in kızı.13 yaşında,güleryüzlü,sürekli dürüst gözlerle bakan bir kız.Ayla’nın bebeğine bakmak için eve getiriliyor ve bu evde dışardan ilk ve ortaokul bitirme sınavlarına hazırlanıp diploma alıyor ve hemşirelik okuluna girip mezun oluyor.<br />
<strong>EROL:</strong>Ayla’nın bir zamanlar sevdiğini ve sevildiğini sandığı ama kendisini aldatan kocası.<br />
<strong>AHMET:</strong>Zehra’nın sevdiği adam.Birlikte çalıştıkları hastanede doktorluk yapıyor.Zehra kendisine yalan söylediği için arkadaşlığını bitiriyor.O’nun ailesinin sosyal yapısını içine sindiremiyor.<br />
<strong>AYDIN:</strong>Zehra’nın kocası.Köyünde Kur’an kursuna yollanmış.Tarikate üye olmuş dar kafalı yobaz bir genç adam.Kadınlara ve O’nu günaha sokacak herşeye şeytan gözü ile bakıyor.<br />
<strong>LEYLA ARZUMAN(LYDİA KRASSA ARZUMONOVA):</strong>Ayla’nın röportaj yapmak üzere evine gittiği;St.petersburg’da bale eğitimi almış,1931’de İstanbul’a kaçan ve 1936’dan sonra Türk vatandaşlığına geçen eski bir balerin.CHP’ye yazılmış ve ilk bale okulunu kurmuş.</p>
<p>Bu kitabı  satın almak için tıklayınız..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/genis-zamanlar-ayse-kulin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gece Sesleri Ayşe Kulin</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/gece-sesleri-ayse-kulin.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/gece-sesleri-ayse-kulin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Aug 2009 04:55:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[ayşe kulin]]></category>
		<category><![CDATA[ayşe kulin eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[ayşe kulin kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Gece Sesleri romanının özeti]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[roman oku]]></category>
		<category><![CDATA[roman özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=1384</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Adı:Gece Sesleri Kitabın Yazarı:Ayşe Kulin Kitabın Yazılma Yılı: Temmuz2004 Kitabın Yayınevi: Remzi Kitapevi,İstanbul, Kitabın Basım Yılı: 2009 Sayfa Sayısı:256 sayfa Kitabın Konusu: Roman sosyal bir romandır. İnsan ilişkilerini,anne-kız çatışmalarını,bir ailenin geçmişini anlatmaktadır. Romanın planı: a) Esere giriş havaalanını ve çevreyi betimleyerek başlıyor. Bulunduğu ortamı anlatarak konuya giriş yapıyor. b) Ana olguya Ziynet’in geçmişi anlatması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><img src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2009/08/ayse_kulin_gecesesleri-200x300.jpg" alt="ayse_kulin_gecesesleri" title="ayse_kulin_gecesesleri" width="200" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-4843" /><br />
<strong>Kitabın Adı:</strong>Gece Sesleri<br />
<strong>Kitabın Yazarı:</strong>Ayşe Kulin<br />
<strong>Kitabın Yazılma Yılı:</strong> Temmuz2004<br />
<strong>Kitabın Yayınevi: </strong>Remzi Kitapevi,İstanbul,<br />
<strong>Kitabın Basım Yılı: </strong> 2009<br />
<strong>Sayfa Sayısı:</strong>256 sayfa<br />
<strong>Kitabın Konusu: </strong>Roman sosyal bir romandır. İnsan ilişkilerini,anne-kız çatışmalarını,bir ailenin geçmişini anlatmaktadır.<br />
<strong>Romanın planı:</strong><br />
a) Esere giriş havaalanını ve çevreyi betimleyerek başlıyor. Bulunduğu ortamı anlatarak konuya giriş yapıyor.<br />
b) Ana olguya Ziynet’in geçmişi anlatması ve Ayda’yla Ziynetin karşılaşmasıyla giriliyor. Ziynet ile Yusuf arasında başlayan ilişki ana olgunun başlamasıdır.<br />
c) Eserdeki ana düğüm Yağız’ın fabrikadaki olayları karıştırması ve aile’nin karışmasıdır.<br />
d) Ayda annesi’nin günlüğünü okuyarak Ziynet hakkındaki gerçekleri öğreniyor,annesinin onu ne kadar sevdiğini anlıyor. Diğer bir tarafta ise Ziynet Yağız’ın onun çocuğu olduğunu anlıyor. Sonucunda Ayda tüm gerçekleri öğrenmesine rağmen annesini kaybediyor.</p>
<p><span id="more-1384"></span><br />
<strong>Kitabın Özeti: </strong><br />
Ayda annesinin hastanede olduğunu öğrenip seminerde olduğu Erzurum’dan İstanbul’a gelir. Kötü hava şartları nedeniyle bir türlü kızına ulaşamaz. Daha sonra hastanede Ziynet Dadıyla karşılaşan Ayda oturup konuşurlar. Ayda’nın annesi beyin ameliyatı olur. Eve dinlenmeye giden Ayda bir türlü kızına ulaşamaz ve meraklanmaktadır. Bir zamanlar annesi ile yaşadığı anne-kız problemlerini şimdi kendi kızıyla yaşamaktadır.<br />
Yusuf yeni yetme bir genç iken kötü yola sapmasın diye Ziynetle birlikte olmasını söylüyorlar. Bunun üzerine genç kız olan Ziynetle Yusuf birlikte olmaya başlıyor. Belli bir zaman sonra hamile kalan Ziynet çocuğunu doğuruyor. Ancak her şeyi yöneten Sultan hanım çocuğun öldüğünü söylüyor. Bu sırada yeni doğan Nedim bebeğe süt annelik yapıyor. Yılarca Nedimi büyüten Ziynet onun can yoldaşı oluyor. Yıllar sonra Nedim Bey evleniyor. Evlendiği hanım olan Rengigül’ün başından bir evlilik daha geçmiştir ve bir kızı vardır o da Ayda’dır. Nedim Bey ve Bozova’da bulunan konaktaki hanımlar Ayda’yı çok severler. Ayda Nedim beyi babası yerine koyar. Hatta  70’li yılarda olaylara karışan Ayda’yı siyasi itibarını tehlikeye atarak karakoldan kurtarıyor.<br />
Belli bir zaman sonra ortaya çıkan Yağız adlı genç ailenin malı olan un fabrikasında işe başlıyor ve Sultan Hanım’ın isteği ile fabrikada yükseliyor. Daha sonra yaptığı numaralarla Yusuf Bey ve Nedim Beyi birbirine düşürüyor bu sırada siyasetle ilgilenen Nedim Beyin babası Kerami Beyinde siyasi itibarını bozuyor. Ziynet Dadı Yağızı hiçbir zaman sevemiyor. Bu olayların bazılarını Ayda&#8217;ya anlatırken Ziynet Dadı sık sık can yoldaşı olan Satı’yı anarak Sultan Hanım&#8217;dan bahsediyor. Satı ile Sultan hanım can yoldaşlarıydı ancak Satı evlerinde kahya olarak görevliydi. Bu sıralarda Ayda yanlışlıkla annesinin günlüklerini ele geçiriyor. Günlüğünde onunda bir zamanlar siyasi olaylara karıştığını ve tıpkı Ayda gibi ailesinin karşı çıktığı bir evlilik yaptığını öğreniyor. Ayda daima annesinin güzelliğini kıskanıyordu. Ancak son zamanlarda annesini depresyonik hali ve ilgisizliği aralarını gitgide açmıştı. Annesinin bir başka günlüğünde ise Nedim bey ile Ziynet Dadının ilişkisini anlatıyor. Bunu öğrenen Ayda çok şaşırıyor. Nedim Babasının ziynet’in yanında rahatladığını tüm dertlerini ona anlattığını öğrenen Ayda annesinin Ziyneti hiç sevmemesine hak veriyor.<br />
Ertesi gün hastaneye giden Ayda annesinin bir kanama daha geçirerek hayata gözlerini yumduğunu öğreniyor bu sıralarda Ziynet’te kendi evinde iyice yaşlanmış olan Yusuf’u ağırlıyor ve Yusuf hayatının en büyük sırrını açıklıyor. SAtı’nın ölmek üzereyken söylemişti bu sırrı Yusuf’a. Aslında hep nefret ettiği ve bir türlü ısınamadığı Yağız’ın ikisinin çocuğu olduğunu öğreniyor. </p>
<p><strong>Kitaptaki şahısların değerlendirilmesi</strong><br />
<strong>Ayda:</strong> özel bir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Küçüklüğünden beri annesinin güzelliğini kıskanmaktadır. Gençliğinde 70’li yıllarda solcuların tarafındaydı. Gençken annesi ile yaşadığı anne-kız çatışmalarını kendi kızı olan Aslı ile yaşamaktadır. Kocası ile ayrı yaşamaktadır ve hiçbir zaman gerçekten tanımadığı babasını değil Nedim babasını çok sevmektedir. Annesi ile Nedim beyden olan bir erkek kardeşi vardır.</p>
<p><strong>Ziynet Dadı:</strong> hiçbir zaman evlenmeyen ziynet Nedim’in hem süt annesi hem de dert ortağı. Nedim’i rahatlatmanın en iyi yolunu o biliyor. Ayrıca geçmişte yaşanan tüm olayların içinde ve tüm konulardan haberi var bunun da nedeni meraklı olup kapıları dinlemesi. Ayrıca iyiliksever hastanede Ayda’yı hiç yalnız bırakmıyor.</p>
<p><strong>Nedim Bey:</strong> zengin bir ailenin oğlu. Hayatında aradığı aşkı kırk bir yaşında bulabiliyor ve Ayda’ya kendi kızı gibi davranıyor. Olgun ve kibar biri. İlk başlarda fabrikada çalışmasına rağmen babasının isteği üzerine politikaya atılıyor.<br />
Yusuf: Kerami ile kardeş ve Nedim’in amcası. Pek zeki değil ve işlerden fazla anlamıyor ancak fabrikanın başına geçmiştir. İki kızı vardır. Yağız’ın etkisinde kalarak ağabeyine kafa tutarak ve aile ortamını bozuyor.</p>
<p><strong>Yağız:</strong> Sultan Hanım onu ebenin oğlu diye tanıtıyor ancak aslında Ziynet ile Yusuf’un oğlu. Düzenbaz para için vergi Yusuf’un vergi kaçırmasını sağlıyor ve Nedim ile aralarını bozuyor.</p>
<p><strong>Sultan Hanım:</strong> ailenin başı her şeyi düzenlemek istiyor. Satı ile can yoldaşı. Herkesin hayatını uzaktan yönetiyor.</p>
<p>Bu kitabı  satın almak için tıklayınız..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/gece-sesleri-ayse-kulin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir düğün gecesi &#8211; Adalet Ağaoğlu</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/bir-dugun-gecesi-adalet-agaoglu.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/bir-dugun-gecesi-adalet-agaoglu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Aug 2009 17:26:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet Ağaoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet Ağaoğlu eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet Ağaoğlu kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Bir düğün gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap oku]]></category>
		<category><![CDATA[kitap özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[kitap satın al]]></category>
		<category><![CDATA[roman özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Klasik Kitaplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=662</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Adı:Bir düğün gecesi Kitabın Yazarı:Adalet Ağaoğlu Kitabın Yazılma Yılı:1976 Kitabın Yayınevi: ÜLKEM YAYINEVİ Kitabın Konusu: 12 Mart olayılarını insanların çektiği sıkıntı ve mağduriyeti anlatır. Kitabın Özeti Ali Usta yalnız değildir. Ve insan değişebilir. Kişilere, olaylara topluma yöneltilen eleştirilerin büyük çoğunluğu,’nihilist’,’anarşist’,’her tür inançtan kirişi kırmış’ Tezel’ den geliyor , hani bir duvara slogan yazmaya kalkışsa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><img src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2009/08/bir_dugun_gecesi-207x300.jpg" alt="bir_dugun_gecesi" title="bir_dugun_gecesi" width="207" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-4710" /><br />
<strong>Kitabın Adı:</strong>Bir düğün gecesi<br />
<strong>Kitabın Yazarı:</strong>Adalet Ağaoğlu<br />
<strong>Kitabın Yazılma Yılı:</strong>1976<br />
<strong>Kitabın Yayınevi: </strong>ÜLKEM YAYINEVİ<br />
<strong>Kitabın Konusu: </strong> 12 Mart olayılarını insanların çektiği sıkıntı ve  mağduriyeti  anlatır.</p>
<p><span id="more-662"></span><br />
<strong>Kitabın Özeti</strong><br />
Ali Usta yalnız değildir. Ve insan değişebilir. Kişilere, olaylara topluma yöneltilen eleştirilerin büyük çoğunluğu,’nihilist’,’anarşist’,’her tür inançtan kirişi kırmış’ Tezel’ den geliyor , hani bir duvara slogan yazmaya kalkışsa nerdeyse ‘tek yol,alkol!’ yazacağına bizi inandırdığı Tezel’den; profesör Ömer’den ya da Ali Usta’dan değil. Tezel ne anlayışlı, ne de dengeli olmak zorunda diye düşünür Ömer .Tezel’se benim anarşizmim de öyle yarım yırtık, öyle geri kalmış diyor. Ömer durmadan kendisiyle hesaplaşmakta. Bir yerde kendini ekonomiden,bilimden boşalttın bile diyor kendi kendine Ali Usta ise ancak genel doğrular söyleyebilir; sözgelimi öğrenci hareketleri için Tuncer’e dedikleri: Sizlersiz olmaz , ama yalnız sizinlede hiçbir bok olmaz. Sözgelimi  ressam Tezel’in  Boğaz Köprüsü’nde geçerken burda Boğaz’a, Kızkulesi önlerine salkımsaçak düşen ışıklar bir yudumluk içkiye ne güzel meze olur! Ama Tezel’in içine biraz tereyağı karışmış bal rengi gözlerinde söyledikleriyle uyumlu başıboş bir ışıltı’da yok değil  üstelik. Fıtnat  Hanım’a, Aysel’i düşünürken, kendi sıkıntılarını bile getirdiğini görmedim. Taşralı avukat,sonra arsa spekülatörü,sonra inşaatçı,sonra bilmem ne motorlarının Türkiye temsilcisi ve o motorları orduya satmakta hünerli.<br />
    Babası bir şarıkıcı kadına tutulup anasını bıraktığı, Adanalı fabrikatör oğlu da kendisini değil başka bir kızı sevdiği için ‘hızlı devrimci’ kesilen Zehra;anasının babasının parasıyla profesyonel devrimcilik yapmaya kalkışan,bu arabayı keyif için tutmuyorum  altımda. Bir gün&#8230;bir gün&#8230;deyip duran kendisine ‘abi’ diyen,elindeki paket sigaracığıyla hapishanede ziyaretine gelen gececik bir öğrenciye ‘Ulan beni sen ele verdin değilmi?’ diyebilen Oktay; onlar için her gün taa nerelerden kalkıp nerelere taşınanlara, onlara temiz çamaşırlar getirip kirlilerini götürenlere,kendileri yemeyip, çoluklarına çocuklarına da yedirmeyip bumlara tepsi tepsi baklava, börek taşıyanlara,ordan burdan borç alıp,yani iane toplayıp azlığından da utana sıkıla paraları verenlere bir afra, bir tafra: Biz içerdeyiz,siz niye dışardasınız?havası atanlar&#8230;<br />
    Tuncer ,bir marangozun oğlu. Son sınıfın, derslerinde çok tembel, eylemlerinde çok çalışkan bir öğrencisiyim. O son sınıfa gelebilmem için marangoz babam günde kaç dolap kapağı fazladan biçmiştir! Öğrenci hareketinin  önde gelenlerinden. 23 yaşında kendini devrime adamış biriydim. Devrimci genç imajında sevdaya, aşka yer yoktur ama Yıldız’ı (Milletvekili Remzi Tarakçı’nın kızı ) tanıyınca fark eder bir elin sıcaklığından ne denli yoksun olduğunu: Demek hep yalnızmışım ! Beni seven ,benimde yürekten sevdiğim onca arkadaşımın arasında yapayalnızmışım da haberim yokmuş&#8230;Prof.Ömer’e ‘dudak büken’,derslerde Ömer’in karşısına geçip ‘Ooo, maşallah hocam, bakıyoruz Küba’nın  ekonomisini de eleştiriyorsunuz artık. Sonra da sosyalist geçiniyorsunuz’’ diyen,Ömer ders verirken ‘in aşağı !’ diye bağıranlara öncülük eden Tuncer , zengin kızı Yıldız’la evlenir, Lozan’a atar kapağı doktora yapmak için.<br />
     Düğün gecesinde karşılaştığı hocası Ömer’e suçluluk duygusu içinde, ‘Yıldız’la çok sevdik birbirimizi&#8230; çok da seviyoruz hocam&#8230;’ demek zorunluluğunu  duyan, ‘burda yapılacak ne kaldı ki’lere sığınmaya çabalayan, ama kendi kendisiyle kaldığı zaman ‘Ben Yıldız’ı mı seviyorum, Yıldız’la birlik kendimi İsviçre’de,doktorasını yapan biri olarak buluverişimi mi?’diye sormadan edemeyen, küçük oğlan kardeşinin kendisinden iğrendiğini bilen, Remzi Tarakçı’nın Çankaya’nın tepesindeki evine girip çıkarken bir zamanlar küçümsediği polis Ahmet’e görünmekten ürken, ‘Ali Usta’nın dükkanından içeri nasıl gireceğim?’ diye kaygılanan Tuncer&#8230;Tuncer, sadece ‘Tuncer’ mi? Bir bakın çevrenize: Tuncer,sadece ‘Tuncer’ mi?<br />
    ‘İntihar etmeyeceksek içelim bari!’ Daha düdüğün ta başında böyle söylemişti. İçimde yakaladığım yepyeni bir şey.Bu, o bungun düğünden de, Aysel’in götürülüşünden de, Ayşen’den de, evime dönmeyişimden de, dahası o tek kurşundan da öne geçiyor. Herşeyi kavrayıp içine alıyor: Tezel bile yaşamak istiyor!’ Ömer ‘in değerlendirmesi,bu.<br />
    Tezel ‘Yirmi beşlerinde, çiçeği burnunda, elinden en iyi gelenle insanlığını ve ülkesini mek parmak yüceltmeye çalışırken sınırdışı edilmiş, yersiz yurtsuz bir vatandaş –ne vatandaşı canım- sınırdışı edilmiş bir hiç olarak duydum kendimi.’<br />
    Kimi zaman da, Ömer’in halkının adresini bilmediğini ileri sürmesi gibi, sadece hırçınlık olarak kalıyor. Ama yaşayan, yapay yanları olmayan –hatta sevimli- biri Tezel. Adalet Ağaoğlu’nun olumlu kişisi Ali Usta’dan daha gerçek, daha inandırıcı.     </p>
<p><strong>Kitaptaki şahısların değerlendirilmesi:</strong><br />
Tezel,Ömer,Tuncer,İlhan,Dereli,Ayşen,Ali Usta&#8230;kişiler arasında özelle genel arasında belirgin bir ayrım yapılmıştır.Böylece gerçekçi bir roman ortaya çıkmıştır.</p>
<p><strong>Kitabın Anafikri: </strong>insanın şeytan olmadığı çevredekilerin  şeytangibi davrandığı felsefesini savunmaktadır</p>
<p><strong>Kitabın Yorumu:</strong> Sevgisizliklerin,yıkılışların,kuşkuların,kaçışların kendinden hoşnutsuzlukların romanıdır. Toplumsal çözülüşün ağır bastığı bir dönemde,umarsız ve yalnız bireylerin  umarsız ve yalnız bireylere bel bağlama çabalamaların romanı; nicedir bekleyen bir eleştiricinin romanı; yer yer Sartrenin  ‘Cehennem başkalarıdır.’ Sözünü anımsatan bir roman. Ama bu kadar değil . karanfilleri,gülleri,glayölleri aşarak Anadolu Kulübüne girebilen sarı kır çiçeklerinin de romanı.</p>
<p><strong>Yazar hakkında kısa bilgi:</strong>Adalet Ağaoğlu’nun yazıları sürükleyici ve akıcıdır. Yazar edebiyat hayatı boyunca sabit kalmamışher konuda çeşitli  romanlar yazmıştır. Adalet  Ağaoğlu’nu edebiyatımızda bir dönüm noktası olarak ifade etmek mümkündür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/bir-dugun-gecesi-adalet-agaoglu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Baba Evi -Orhan Kemal</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/baba-evi-orhan-kemal.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/baba-evi-orhan-kemal.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2009 09:50:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[100 Temel Eser (ilköğretim)]]></category>
		<category><![CDATA[Baba Evi]]></category>
		<category><![CDATA[baba evi kitap özeti]]></category>
		<category><![CDATA[baba evi özeti]]></category>
		<category><![CDATA[kitap al]]></category>
		<category><![CDATA[kitap özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[kitap satın al]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[roman özeti]]></category>
		<category><![CDATA[roman özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=511</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Adı:BABA EVİ Kitabın Yazarı:ORHAN KEMAL Kitabın Yazılma Yılı:1988 Kitabın Yayınevi: YAYLACIK MATBAASI, İSTANBUL Kitabın Basım Yılı: 2004 Sayfa Sayısı:102 sayfa Kitabın Konusu: İnsanların en büyük sorunlarından biri, belki de en önemlisi açlıktır. Ayrıca açlık, Dünya’da en yaygın olan sorundur. Açlık, özellikle insanları küçükten yakaladığı için, toplumsal yaralara, aile bağlarının kopmasına, eğitimsizliğe, kötü davranışlara sebebiyet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><img src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2009/07/baba_evi.jpg" alt="baba_evi" title="baba_evi" width="200" height="291" class="alignleft size-full wp-image-4622" /><br />
<strong>Kitabın Adı:</strong>BABA EVİ<br />
<strong>Kitabın Yazarı:</strong>ORHAN KEMAL<br />
<strong>Kitabın Yazılma Yılı:</strong>1988<br />
<strong>Kitabın Yayınevi: </strong>YAYLACIK MATBAASI, İSTANBUL<br />
<strong>Kitabın Basım Yılı: </strong> 2004<br />
<strong>Sayfa Sayısı:</strong>102 sayfa<br />
<strong>Kitabın Konusu: </strong> İnsanların en büyük sorunlarından biri, belki de en önemlisi açlıktır. Ayrıca açlık, Dünya’da en yaygın olan sorundur. Açlık, özellikle insanları küçükten yakaladığı için, toplumsal yaralara, aile bağlarının kopmasına, eğitimsizliğe, kötü davranışlara sebebiyet vermektedir. Bu yüzden de açlık; kötü alışkanlık ve eğitimsizliğin kaynağıdır.</p>
<p><span id="more-511"></span><br />
<strong>Kitabın Özeti: </strong><br />
  Ben doğduğumda babam Çanakkale’deymiş. Savaş ve başka sebeplerden dolayı memleket memleket dolaşıyorduk. Halalarımdan büyük olanı, daha çok seviyordum. Bazen; uzun saçlarını okşuyor, hatta başkalarından kıskanıyordum.</p>
<p>            Ermeni veya Rumlardan kalma, eski bir çiftlikte kalıyorduk. Çok büyük bir bahçesi vardı. Bahçenin bir ucunda, küçük eski bir kulübede yaşayan, Pavli dayı adında yaşlı bir adam vardı.</p>
<p>          Kardeşim Niyazi ile çiftlikteki hayvanları sık sık eğlencelerimize alet eder , onlara olmayacak eziyetler ederdik.  </p>
<p>          Çiftlik binasının bir alt evi vardı. Bir gün annem, “Yetiş!” diye bağırdı. Gittiğimde, komşuların alt evini yağmaladıklarını gördüm. Annem; “Yapmayın , etmeyin, beyim duyarsa mahvolurum.” diyordu. Komşular da “Nasıl olsa gavur malı, sayende sahiplenelim, sevaptır.” demişlerdi. Annemin yakarmaları sonucu, yağmalamayı bıraktılar ve aldıkları eşyalarla çekip gittiler.</p>
<p>          Annemin korktuğu, bir hafta sonra başına geldi. Gece yarısı şiddetle kapı çalınıyordu. Kapıyı açan annemle babama, kapıdaki adam büyük bir hınçla vuruyor bir yandan da söyleniyordu : “Ne yaptın, ya seni hapse atarlarsa, ya beni de hapse atarlarsa&#8230;” diyordu. Annemin elinde tuttuğu lamba yere düşünce, yangın çıktı. Babam, hem yangını söndürmeye çalışıyor, hem de söyleniyordu.</p>
<p>          Sabah, annemi boşadı ve dayımın evine gönderdi. İki ay sonra da yeniden nikah kıyıp eve geri getirdi.</p>
<p>          Bir gün ansızın, hiç kimseye haber vermeden, ortadan kaybolan babam, uzun bir süre ne aradı ne de sordu bizi&#8230; Yine bir gün, babamdan umudu kesmişken, postacı kapıyı çaldı, bir mektup uzattı. Mektupta şunlar yazılıydı: “Derhal evi ve eşyaları satın. Aldığınız parayla, adınıza birer pasaport çıkartın.”</p>
<p>           Beyrut’a gitmiştik. Babama Lübnan tebası olmadığı için avukatlık yaptırmıyorlardı. Babam da annemin bileziklerini bozdurarak elde ettiği on altın lira ile yüksek bir apartmanın altında küçük bir lokanta açtı.</p>
<p>           Babam lokantaya pek uğramazdı. Yemekleri Süreyya adında bir Türk mültecisi pişirirdi. Niyazi’yle ben de lokantanın garsonluğunu ve bulaşıkçılığını yapardık.</p>
<p>           Bizim lokantanın bitişiğindeki apartmanda, eski paşalardan birinin kızı olduğunu söyleyen, Naciye adında bir kadın yaşıyordu.</p>
<p>          Lokanta iflas edince, lokantadaki malzemeleri sattık. Niyazi, işportacılık yapıyordu.</p>
<p>          Babamın bir adeti vardı; Cuma günleri hepimizi toplayıp kıra  götürmek&#8230; Bu huyunu, memleketten beri hiç sevmezdim. Beyrut’ta da öyle&#8230; Kırda Adana çiğ köftesi yemek gelenek halini almıştı. Erkekler, ayrı otururlardı. Bu arada babam, bir yolunu bulup bahsi dine getirir, kara kaplı defterini çıkarır, not ettiği ayet ve hadislerden parçalar okur, onları izah ederken heyecanlanırdı. Kalabalığa bazen; hahamlar papazlar, bazen de hocalar karışırdı. Bin şu kadar seneden beri, incelene incelene imanı gevşemiş meseleler, tekrar ele alınır, nefesler tüketilir, saatler geçer, lakin hiçbir sağlam karığa bağlamadan, gün aşar giderdi.</p>
<p>         İbrahim Efendi adında bir baba, eski bir matbaada iş buldu bana&#8230; Vazifem, kağıt kesme makinesinde kol çevirmekti. Herkesten evvel işbaşı yapıyor, makinenin bir kenarına ilişiyor, evden getirdiğim esmer   somunumu birkaç zeytin ile yiyordum. Sabahları herkesten evvel geldiğim sıralar Elham, Kulhavallahi okur, üflerdim. Fakat kolun demir ve tahta sükutu fevkalade bir ciddilik içinde, tahtasını demirine bağlayan uçtaki tek somunuyla bana ters ters bakar, dualarıma falan boş verirdi.</p>
<p>         Henüz para almamıştım ama, evdeki itibarım adamakıllı artmıştı. İşten her dönüşümde babam, beni güler yüzle karşılıyor, kız kardeşlerime: “Hey kızlar ne cehennemdesiniz? Abinize su hazırladınız mı? Ayşe, abinin ceketini al, sofrayı hazırla&#8230;” diye çıkışıyor, yabancı olduğum bir şefkatle,  bana sualler soruyor, sonra uzun uzun düşünüyordu.</p>
<p>         Dördüncü haftalığımı alırken, patron her zamankinden daha sert bir şeyler söyledi. Anladım ki işime son veriliyordu. Umurumda bile değildi.</p>
<p>         Ahlakımdaki değişmenin, kendim bile farkındaydım. Eve asık yüzle giriyor, kimseyle konuşmuyor, sorarlarsa zoraki cevaplar veriyor, daha çok kendi içimde kendimle konuşuyordum ve bundan da adamakıllı zevk almaya başlamıştım.</p>
<p>          İki seneden beri, bir türlü alışamadığım bu yerler, bu gurbet ellerden  usanmıştım. Vatanım, burnumda tütüyordu.</p>
<p>          Geceleri aynı yatakta yatmamıza rağmen, Niyazi ile hemen hemen hiç konuşmuyorduk. En ufak konulardan bile hır çıkardığım  için, hallerimden ürküyordu. Yatakta ona arkamı dönüyor, dalıyordum hayaller alemine&#8230;</p>
<p>          Hayaller kurduğum geceler, uykum adamakıllı kaçardı. Babamın dışardan gelen kalın öksürüğü, hayallerimi sık sık bozdukça; hırslanır, çoğu sefer ağlardım. Bilirdim ki vatana dönmeme en büyük mani babamdır. Onun yüzünden vatana hiçbir zaman dönemeyeceğimi, gurbet ellerde ölüp gideceğimi, bu yüzden de kıyametin kopacağını sanırdım.</p>
<p>          Arada canım isterse, balık tutuyordum. Fakat bunu bile zoraki yapıyordum. Hayat bana çok sıkıcı ve anlamsız geliyordu. Böyle davranarak; ev halkını bıktırmayı, özellikle babamın sabrını taşırmayı hedefliyor, bundan da kendime bile itiraf etmesem de gizli faydalar elde etmeyi umuyordum.</p>
<p>          Babam bir söyler, beş söyler&#8230; Nihayet bıkar, cehennem olup gitsin bu baş belası derdi.</p>
<p>          Ekseri geceler, eski spor dergileri koleksiyonlarını karıştırır, meşhur futbolcuların resimlerine hayran hayran bakar, maçları yeni baştan, yepyeni heyecanlarla okurdum.<br />
         Memlekete dönmek için, duyduğum arzu gün geçtikçe şiddetleniyordu. Düşünüyordum ki, ben her şeyden evvel Türk’üm, askerliğim de yaklaşıyor&#8230; Konsoloshanemize gidip yardım istesem&#8230;</p>
<p>         Bir gün kahvaltıda ekmekleri dağıtan babam, benim ekmeğimi bana doğru fırlattı ve çayım devrildi. Devrilen çay, ayaklarımı çok feci yakmıştı. Öfkeyle kalktım, küfürler savurdum, odama gittim ve işime yarayacak şeyleri çantama doldurmaya başladım. Annem geldi: “O senin baban, ne yaparsa yapsın, daima babandır.” dedi. “Babaysa, babalığını yapsın.” dedim. Çantamı gördü. “Ne yapıyorsun?” dedi. “Adana’ya kaçacağım” dedim. “Gitme, harcanırsın, biz bugün varız, yarın yokuz. Sonra, pişman olursun.” dedi. Sinirlerim yatıştığında, hiçbir şey olmamış gibi davrandım. Bir süre sonra konsoloshaneye gittim.</p>
<p>          İki gün sonraydı galiba, bir akşamüstü babam, omuzları çökmüş, geldi. Asık yüzü sinirli haliyle, köşesine, kitaplarının arasına gidip oturdu. Neden sonra yüzüme bakmadan o günden beri ilk defa benimle konuştu:</p>
<p>          Konsolosa söylediklerin doğru mu?<br />
          Doğru, dedim.</p>
<p>          Başka bir şey sormadı.<br />
         Babam, ertesi gün akşamüstü, ben orada değilmişim gibi, anneme: “Söyle o oğlana, yarın hareket  edecek&#8230;” dedi.</p>
<p>          Annemle bakıştık. Onun gözleri dolmuştu yine&#8230; Bende sevinç kasırgası&#8230; Bahçeye fırladım. Orada olsam, sevincimi saklamama imkan yoktu.</p>
<p>          Artık herkese acıyordum&#8230; Babama bile&#8230; Niyazi ile dargın olmamıza rağmen, onu çoktan affetmiştim, kızmıyordum. Hatta onu dövdüğüme pişmandım.</p>
<p>          Niyazi boynunu bükmüştü, sanki “Bizi bırakma abi.” demek istiyor, kız kardeşlerim sanki “Sen bizi bırakıp gidiyorsun&#8230; Biz de burada ölürüz, ne yapalım.” diyorlarmış gibi geliyordu bana&#8230;</p>
<p>         Sabahleyin, babamın sarsmasıyla uyandım.</p>
<p>        Yola gidecek insan böyle eşekler gibi uyur kalır mı?<br />
        Yataktan fırladım. Kardeşlerim de etrafımı aldılar&#8230; Babam çok sinirli görünüyordu.</p>
<p>         Nihayet bavulum elimde, çıkıyorum. Geride bıraktıklarımın birden bire yükselen ağıtları&#8230; Kız kardeşlerim, arkamdan tas tas su döküyorlar&#8230;</p>
<p>         Tren uzaklaşırken Niyazi mendilini sallıyordu, babamsa arkasını dönmüş, başı eğik&#8230;</p>
<p>         Trenden iner inmez, memleketimin Haziran güneşiyle ısınmış toprağını öptüm. Sonra elimde bavulum, düştüm yollara&#8230;</p>
<p>         Bir ay sonra, bir gün babamdan mektup aldım: Annemleri gönderiyormuş!</p>
<p>         Mektupta fazla tafsilat yoktu, fakat biliyordum ki, babam, on sekizinde bir erkek çocuğunun kızdan daha kıymetli olduğu kanaatindeydi ve muhakkak ki babam beni seviyordu. Lakin annemler bir türlü gelemediler. Yaz geçti, okullar açıldı. Orta okula yazıldım, yeni baştan&#8230; Fakat okulla aramdaki bağlar, öyle kökünden kopmuştu ki&#8230;</p>
<p>         Vatana döndüğümün haftasında tanıştığım bir muhacir çocuğu  vardı, Yorgi&#8230; Asıl adı İsmail idi ama, nedense Yorgi diyorlardı ona ve bu isim çok yakışıyordu Yorgi’ye.     </p>
<p>         Yorgi de tedavisi imkansız bir futbol hastasıydı. Lakin, ne kuvvetli şut atabilir, ne de iyi çalım yapabilirdi. Böyle olduğu halde, onu müthiş seviyorduk.</p>
<p>         Yorgi’nin kepekçi dükkanında tanıdığım, yığınla futbol hastasından biri de Hasan Hüseyin’di. İlk zamanlar pek resmiydik, sonra sonra ahbap olduk, daha sonra da dost. Öyle ki evlerine girip çıkmaya başladım. Zaman geldi, onlardan, onların evindekilerden birisi kadar onlardan oldum.</p>
<p>         Onlara dair, Hasan Hüseyin’den o kadar çok şey dinlemiştim ki &#8230; Sapasağlam babasına rağmen, evin erkeği annesiydi. Dikiş diker, bekar zihni dağıldığından, ayağa kalkıverince gözlerinin kötü kötü karardığından bahsederdi.</p>
<p>          Hasan Hüseyin, Yorgi’yi kızdırmak hususunda çok işe yaradığından, onsuz olamazdık. Ne zaman bir maç teklifi alsak, yahut her nereye, maça gitsek, mutlaka Hasan Hüseyin de bizimle gelirdi.</p>
<p>          Maçlar yapardık&#8230; Gazozuna, ellişer kuruşuna&#8230;<br />
          Ağustos güneşinin memleketi kasıp kavurduğu, altmış hararet derecesinde, biz top peşinde koşardık. Yanmış, meşine dönmüştük. Sabahlardan akşamlara kadar, bitmek tükenmek bilmez maçlar yapar, haftayı öyle tamamlardık. Öyle ki Yorgi bir gün:</p>
<p>          Yahu çocuklar demişti, ay ışığında futbol oynamak, kıyakmı kıyak olacak!</p>
<p>          Sahiden de&#8230; pırıl pırıl ayın altında, saha gündüz gibiydi. Artık gündüzleri bir türlü tamamlayamadığımız maçlara geceleri de devam etmeye başladık.</p>
<p>          Yakın kasaba veya köylere seyahatler de yapıyorduk. Hiçbir zaman her şey hazır olmazdı. Bütün dikkatimize rağmen, mutlaka unutulmuş bir şeyler olurdu ve yirmi altılık Mehmet mutlaka sinirlenir, bağırır, çağırır, kamyona zoraki binerdi.</p>
<p>          Kamyon parasını harçlıklarımızdan denkleştirirdik. Olan olmayana borç verir, üstünü ya Yorgi tamamlar ya da Kahveci Ahmet Efendiden borç alınırdı. Gittiğimiz yerde yenmişsek, dönüş bir kat daha neşeli olurdu. Yendiğimiz kulübün çektiği ziyafette, bizi görmeli!..</p>
<p>          Bir gün, yakın kasabalardan birisine, bir maç teklifi yapmıştık. Evvelce de sık sık gidip maçlar yaptığımız için, bir mektupla geleceğimizi bildirmek, kafiydi. Yine öyle, teklif mektubu yazıldı postaya atsın diye, Kasafan Cemal’e verildi.</p>
<p>          Pazar sabahı yola çıktık. Kasabaya, öğleden az evvel vardık. Kulüp binasının önünde durduk. Fakat hayret! Kulübün büyük, tahta kapısında, kocaman bir kilit. Hemen aklımıza, Kasafan Cemal geldi. Hayret! Kasafan Cemal yoktu. Halbuki sabahleyin bizimle beraberdi.</p>
<p>          Kulübün idarecilerine, haberler uçuruldu, geldiler ama, mektubumuzu almamışlar. Esasen, bir maç içinde hazırlıklı değillermiş. İstersek egzersiz mahiyetinde bir maç yapabilirlermiş&#8230;</p>
<p>          Kamyoncu parasını almıştı, çekti gitti, idareciler çekti gitti.<br />
          Ne olacaktı şimdi?.. Aç açına maç mı yapılırdı?</p>
<p>          Yorgi’nin yüzonüç kuruşuna, ancak seksen iki  kuruş eklenebildi. Hasan Hüseyin gitti, sıcak ekmek, kara zeytin, tahin helvası aldı geldi.</p>
<p>          Maçı yaptık. Bir sürü goller attık, alkışlandık, yaşa diye şerefimize bağırdılar&#8230; Hepsi bu kadar.</p>
<p>          Ver elini tozlu yollar!<br />
          Yürüyorduk. Hiç durmadan yürüyebilsek, sabah namazından iki saat sonra memlekete varabilecektik. Bir meşeliğe vardığımız zaman Yorgi, fosforlu saatine baktı:</p>
<p>          On biri çeyrek geçiyor! Dedi.<br />
          Bodur meşeliğe dağıldık, uykuya daldık. Uyandığımız zaman güneş, yusyuvarlak ve kıpkırmızı bir küre gibi doğuyordu.</p>
<p>          Yorgi fosforlu saatini sattı, yolumuzun üstündeki bir inşaat kantininden karınlarımızı doyurduk. Haşlanmış tavuklara dönmüştük. Ta ikindi serinliğinde memlekete girebildik.</p>
<p>          Tabi Yorgi, amcasından mükemmel bir dayak yemiş, babaannem beni esaslı bir sorguya çekmişti&#8230;</p>
<p>          Ve ertesi gün , koskoca gövdesiyle, Kasafan Cemal itiraf etmişti:<br />
          Ne yapayım, sıcaktan geberiyordum, dayanamadım!</p>
<p>          Mektubu postaya atmamış, pul parasıyla ayran içmiş!<br />
         Ey açlık ! Seni midemde, iliklerimde, kanımın küreyvelerinden duydum. Ve sen, benim iyi, benim şefik ve rahim olan soyum, insan soyu, sen ebedi tokluğu fethedeceksin!</p>
<p><strong>Ana fikri:</strong>         İnsanların en büyük sorunlarından biri, belki de en önemlisi açlıktır. Ayrıca açlık, Dünya’da en yaygın olan sorundur. Açlık, özellikle insanları küçükten yakaladığı için, toplumsal yaralara, aile bağlarının kopmasına, eğitimsizliğe, kötü davranışlara sebebiyet vermektedir. Bu yüzden de açlık; kötü alışkanlık ve eğitimsizliğin kaynağıdır.</p>
<p>         Açlığa karşı tüm insanlar, ellerinden geleni yaparak, bu sorunun halline çalışmalı ve topluma daha iyi, daha eğitimli insanlar kazandırmalıdır.<br />
<strong>Romanın nekanı:</strong>  Olay; Konya’da, Ankara’da ve daha çok da Beyrut ve Adana’da geçmektedir. Mekan olarak ise varoş yerler ağır basmaktadır.</p>
<p><strong>Romanın kahramanları:</strong><br />
Babası: İri yapılı, yakışıklı.<br />
Annesi: Orta boylu.<br />
Pavli Dayı: Kambur.<br />
Kendisi: Uzun boylu ve ince yapılı.</p>
<p>kitabı satın almak için tıklayınız..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/baba-evi-orhan-kemal.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmancık- Tarık Buğra</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/osmancik-tarik-bugra.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/osmancik-tarik-bugra.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2009 18:35:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[100 Temel Eser (Ortaöğretim)]]></category>
		<category><![CDATA[kitap özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ötüken Kitabevi]]></category>
		<category><![CDATA[roman özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[tarık buğra]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=473</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Adı:Osmancık Kitabın Yazarı:Tarık BUĞRA Kitabın Yazılma Yılı:İstanbul &#8211; 2004 Kitabın Yayınevi: Ötüken Kitabevi Kitabın Basım Yılı: 2004 Sayfa Sayısı:350 Kitabın Konusu: Roman, Osman Beğ’ in yaşadıklarını, gördüklerini anlatmaktadır. Dünyaya sımsıkı bağlı olan bir insanın dünyada garip bir yolcu haline gelmesini anlatmaktadır. Cîhan devletini kuran irâde, şuûr ve karakteri anlatmaktadır. Kitabın Özeti: Osman Gazi Hân, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><img src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2009/07/osmancik.jpg" alt="osmancik" title="osmancik" width="250" height="250" class="alignleft size-full wp-image-4609" /></p>
<p><strong>Kitabın Adı:</strong>Osmancık<br />
<strong>Kitabın Yazarı:</strong>Tarık BUĞRA<br />
<strong>Kitabın Yazılma Yılı:</strong>İstanbul &#8211; 2004<br />
<strong>Kitabın Yayınevi: </strong>Ötüken Kitabevi<br />
<strong>Kitabın Basım Yılı: </strong> 2004<br />
<strong>Sayfa Sayısı:</strong>350<br />
<strong>Kitabın Konusu: </strong> Roman, Osman Beğ’ in yaşadıklarını, gördüklerini anlatmaktadır. Dünyaya sımsıkı bağlı olan bir insanın dünyada garip bir yolcu haline gelmesini anlatmaktadır. Cîhan devletini kuran irâde, şuûr ve karakteri anlatmaktadır.</p>
<p><span id="more-473"></span><br />
<strong>Kitabın Özeti: </strong><br />
Osman Gazi Hân, ölüm döşeğinde; Allah’tan mehil istiyor, Bursa’nın fetih müjdesini alabilmek için. O, tâ bahardan badem ağaçlarının çiçeğe durduğu günden seçmiştir ölümü: “Oğul, ben öldüğüm vakit, beni Bursa’da şu gümüşlü kubbenin altına koy!” Osman gazi’nin, oğlu Orhan Beğ’ e   vasiyetidir bu.<br />
Bu, O’nun soy sop ülküsü yaptığı rüyasının gerçekleşmesi demektir. Ancak, o zaman gülümseyerek “hoş geldin, hoşnutluk getirdin” diyebilecektir ölüme.<br />
Son göçe, tek başına çıkılan yolculuğa hazırlanan Osman Gazi Hân, şimdi, hayatı boyunca dinlediklerini, gördüklerini, deliliklerini, durulup arınışını, büyük yörüngeye oturuşunu; yerleri, halleri, kişileri ve büyük ülküsünün adım adım gerçekleşmesini hatırlamamaktadır. O, şimdi Uludağ’dan da büyük bir hatıralar dağıdır:<br />
Osmancık’ın çocukluğu, herhangi bir çocukluktan farksızdır. Gençliği de öyle… Ele avuca sığmaz; nerede çalgı, orada kalgı günleri. Gücünün, kuvvetinin sahibi değildir; aksine gücü kuvveti, onun sahibidir. Kılıçta ve yayda üstünleştikçe değil meydan okumaya, bir yan bakışa bile katlanamaz olur. Gururu için yaşamaktadır.<br />
Babası Ertuğrul Beğ, bir müddet Osmancık’ı takip eder, öğütler verir. Fakat sonradan onu kendi haline bırakır. Öteki oğlu Gündüz Beğ’ e önem vermeğe başlar. Osmancık, ağasını kıskanacak yerde rahatlamış ve mutlu olmuştur. Azâd  edilmiş sayar kendini ve keyfince yaşamaya başlar. Tâ ki Şeyh Ede Balı ile tanışıncaya kadar.<br />
Domaniç temmuzlarından birinde, Sivrikaya’ da Osmancık, Ede Balı ile karşılaşır. Gökte ay ve yıldızlar… Osmancık, yıldızlara bakarak “dünya ne kadar büyük!” diyor. Osmancık’ı gizliden gizliye takip eden Ede Balı: Dünya’yı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüz oğul! Hırsımız, sabırsızlığımız, bencilliğimiz. Önce bu yüzden küçülüyor sonra da Dünya’yı çok büyük görüyoruz, der ve ilave eder: dünya bir ömür için, bir TEK İNSAN için büyüktür. Bir soy için değil; bir soyun benimseyeceği, bir soya benimsetilecek bir amaç, bir inanç, bir ülkü için değil!<br />
Osmancık’ın kafası ve ruhu altüst olmuştur. Öfkelenir, Ede Balı’ ya saygıda kusur eder. Ertuğrul Gazi, oğluna “Ede Balı’ ya sakın karşı gelme; bana karşı gel, ona gelme. Ede Balı soyumuzun ışığıdır” diye tembih eder.<br />
Osmancık, Ede Balı’nın tekkesine gittiği bir gün Malhun Hâtun’u görür ve ona âşık olur. Töresince istetir. Ede Balı kızını vermez: Halleri müsavi değil, diye…<br />
Bundan sonra Osmancık için değişim ve arayış dönemi başlar.<br />
Yine tekkeye misafir olduğu bir gün, rüyasında Ede Balı’nın göğsünden çıkan bir ayın kendi göğsüne girdiğini, sonra bir çınar ağacı şeklinde dünyaya dal budak saldığını görür. Dört yana rahmet ve nur yağdıran bir çınar ağacıdır. Rüyanın tabirine göre, bu ay Malhun Hâtun, bu çınar ağacı ise Osmancık’ın kuracağı devlettir.<br />
Osmancık artık değişmektedir. Kılıcını, yayını, topuzunu kendisi için değil, soyu sopu için, soyunun amacı için kullanmaktadır. Sonunda Ede Balı kızını Osmancık’a verir. Sade bir törenle evlenirler. Osmancık, artık yaşlanmış ola babası Ertuğrul Gazi’nin yerine beğ seçilir.<br />
Osman Beğ, ilk iş olarak civardaki Türk boylarını birleştirir. Kendi buyruğunda ve hepsinin rızalarını alarak… Domaniç ve civarı dar gelmeye başlamıştır. Her gün yeni topraklar alınır, kaleler düşürülür yeni gelenler, tâ Orta Asya’dan ve daha yakın yerlerden gelenler, bu topraklara yerleştirilir. Savaş, akın, ganimetin paylaşılması, yerleşme biçimi, doğumlar, evlenmeler, dostluk ve düşmanlıklar her şey bir düzene bağlanmıştır. Herkes nefsini ve bencilliğini yok etmiştir; başkalarını, soylarının geleceğini düşünmektedirler.<br />
Pazar yerlerinin emniyeti sağlanmıştır. Yöredeki herkes ( Rumlar dahil; Osman Beğ’ e tâbi olan herkes ) hayatından, ırzından, malından emindir.<br />
Bu günlerde Osman Beğ’ in anası Cankız, ardından da 90 yaşındaki Ertuğrul Gazi vefat ederler. Orhan dünyaya gelir.<br />
Bütün bu olup bitenler sırasında Osman Beğ’ in önemli meselelerinden birisi amcası Dündar Beğ’ dir. Dündar Beğ, ağabeyi Ertuğrul Gazi’den sonra beğliğin kendisinin hakkı olduğunu düşünüyor, Osman Beğ’ i kıskanıyor ve bozgunculuk ediyordu. Osman Beğ, saygısını bir an bile ihmal etmeden, amcasını uyarıyordu. Hatta bir gün Dündar Beğ’ e:<br />
Elin öperim amuca, dizin öperim amuca. De ki davarın güdeyim, odunun kırayım amuca. Amma ko ki beğliğime eller taş atsın ki beğliğimi korumam zor olmasın. Ben bunda akıl isterim, rey isterim, ışık isterim.Yanılırsam doğruyu isterim. Ben bunda takaza istemem, dokunç istemem, kakınç istemem demiştir. Dündar Beğ aldırmaz, bildiğince devam eder. Düşman üstüne ılgar eden savaşçıları geri çağırır. Osman Beğ, bir yay darbesiyle amcası Dündar Beğ’ i düşürür.<br />
Osman Beğ’ in ikinci oğlu Alaeddin dünyaya gelir. Mihail Kosses Müslüman olur. Töreye bağlılık şuuru, zayıfa yardım fazileti, din uğrunda göz kırpmadan ölüme gitme heyecanı Mihail’ i Abdullah yapmıştır.<br />
İnegöl, Yarhisar, Aydos, Bilecik, İznik kaleleri alınır.<br />
Zaman, geçip gitmektedir; Osman Beğ’ e rağmen… Alaeddin bile at bitmektedir artık. Orhan Beğ, Yarhisar tekfürünün kızı Holofira ile evlenir. Holofira’nın rızası, arzusu, isteği ve aşkı ile… Osman Beğ, gelininin adını Nilüfer olarak değiştirir. Müslüman olan Nilüfer, Osman Beğ’ e torunlar, Orhan Beğ’ e oğullar verecektir; Murad’ ı verecektir…<br />
Selçuklu Sultanı, bir fermanla Osman Beğ’ in hanlığını tebasına duyurur. Artık Cuma namazlarında hutbe Osman Han adına okunmaktadır.<br />
Şeyh Ede Balı rahmet-i rahmân’a kavuşur.<br />
Orhan yavaş yavaş pişmekte, olgunlaşmaktadır. Hem gazada hem yönetimde. Osman Gazi Hân’ın etrafı boşalıyor. Baba dostları, yola beraber çıktığı yoldaşları birer birer âhirete intikal ediyorlar. Malhun Hâtun da vefat ediyor.<br />
Osman Gazi Hân, hasta yatağında, iki aydır yatmaktadır. Kulakları nal seslerinde, Bursa’nın fetih müjdesini bekliyor. Derken ,müjdelerin hası, nal sesleri… Sungur dışarı fırlıyor ve göz açıp kapayıncaya kadar da geri dönüyor. Nefes nefesedir: Gözün aydın Hânım! Bursa bizimdir!<br />
Osmancık, Osman Beğ, Osman gazi Hân; babası Ertuğrul Gazi’ye, şeyhi ve kayınpederi Ede Balı’ ya, kendinden önce giden baba dostlarına, yoldaşlarına ve Zümrüdü Ankası Malhun Hâtun’a mülâki olmak için gözlerini yumuyor. Mesut ve huzurlu…<br />
ÂLAMLERİMİZDEN SEFER EYLER OSMAN GAZİ HÂN; BİR GARİP YOLCU GİBİ…</p>
<p><strong>Kitabın Kahramanları:</strong><br />
Osman Beğ: Osmanlı Devleti’nin kurucusu. Bileği ve yüreği kuvvetli, âdil, nefsini yenmiş; kendini, soyuna ve soyunun ülküsüne adamış; dindar, neyzen, cömert, ahlaklı, dünya malına kayıtsız, yoksul, ataya ve anaya son derce saygılı, eşi bulunmaz baba;vefalı, muhabbetli, karısına deliler gibi aşık bir koca… Osmancık, Osman Beğ, Osman Gazi Hân Uludağ’dan da büyük bir hatıralar dağı… Ve Hâdis-i Şerif’in sıfatlandırdığı gibi: Tam bir garip yolcu.<br />
Şeyh Ede Balı: Osmancık’ın kayınpederi. Devletin mimarı. Allah aşkı ve Kur’an adaletini temsil eden büyük mürebbi.<br />
Malhun Hâtun: Ede Balı’nın kızı, Osman Beğ’ in hanımı, Zümrüdü Ankası… Güzelliği, hanımlığı, anneliği ile bir timsal.<br />
Orhan Beğ: Osman Gazi Hân’ın büyük oğlu. Babası ve dedesi Ede Balı’nın manevi mirasçısı. Bursa fatihi.<br />
Nilüfer: Asıl adı Holofira. Osman Gazi’nin “Nilüferleri pek andırır” dediği bir Rum kızı. Orhan Beğ’ in hanımı. Aşkı ve İslamı seçmiş ve buna layık olmuş bir güzeller güzeli.<br />
Ertuğrul Beğ: Osman Gazi Hân’ın babası. Osman’ı yetiştiren adam. Orta Asya’yı, Söğüd’ e şahsında ve şahsiyetinde taşıyan insan.<br />
Ve diğerleri;<br />
Cankız (Osman Gazi’nin annesi), Dündar Beğ (Osman Gazi’nin amcası), Mihail Koses (sonradan Müslüman ve Abdullah olan bir Rum),Osman Gazi ve Ertuğrul Beğ’ in silah ve gönül dostları; Sungur, Akça Koca, Gazi Rahman, Derviş Uruz, Şeyh Mahmud, Ak Temür…</p>
<p><strong>Kitabın Yorumu:</strong> Yazar, tarih boyunca görülmemiş bir devleti yani Osmanlı gibi bir cihan devletini kuran irâdeyi, bu irâdenin yaşadıklarını ve bu irâdeyi yetiştiren insanları anlatmıştır.<br />
<strong>Romanın zamanı:</strong>Romanda olay süresi Osman Beğ’ in yaşamı boyunca geçen süreyi kapsamaktadır. Romanda Osman Beğ’ in doğumu ve ölümü ilgili tam bir bilgi olmadığından geçen süre bilinmemektedir.<br />
<strong>Romanın nekanı:</strong>Romanın büyük bölümü Osmancık’ın çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği Söğüt’te ve Domaniç’te geçmektedir.Buraları aynı zamanda beğliğin ilk merkezidir. Beğliğin büyümesi ve buna bağlı olarak beğliğin merkezinin değişmesi ile romanda mekan sürekli değişmektedir.<br />
<strong>Romanın üslubu:</strong>Yazar romanda çok sade bir dil kullanmış, anlaşılmayan kelimelerden kaçınmıştır. Romanda yöresel ağzı bozmaması kullanılan sade dili bozmamış aksine romana akıcılık kazandırmaktadır. Ayrıca Şeyh Ede Balı gibi büyük bir şeyhin o insanı alıp başka dünyalara götüren sözleri insanı kitaba iyice bağlamaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/osmancik-tarik-bugra.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

