Rehavete kapılmadan sürekli çalışmak zorundayız

Bu deney aslında bizim için önemli, zira insanın kötü alışkanlıklar sonucu yada devam eden düzenli tembelliği sonucu insanın nasıl buna alıştığı ve zarar gördüğünün bir göstergesi.

Deney şu şekilde..

İçi çok sıcak su dolu bir kovaya kurbağa atılır. Kurbağa sıcak suya girer girmez acı duyarak birden uzun arka bacaklarını açarak sıcak sudan fırlar ve kurtulur..

Bundan sonra ikinci aşamaya gelinir. Soğuk su bulunan kovaya kurbağa atılır ve kovanın altı ateşe verilir. Yavaş yavaş ısınan suda kurbağa ani refleks vermez zira suyun gittikçe ısındığının bile farkında değildir. Bunun sonucunda arka bacağının kasları sıcak nedeniyle küçülür. Su artık dayanılmaz sıcaklığa ulaşınca kurbağa can havli ile bacaklarını iter ama bacak kasları kısaldığından zıplayamaz ve suda haşlanır.

Bu durum insanlar içinde geçerlidir. Zira insanlar boş bir hayatta zev içinde yaşarak rehavete kapılırlar, ilerisini düşünmeden az, yada o an yettiği kadarı ile çalışıp gerisini düşünmezler, ileride başlarına bir iş geldiğinde ne yapacaklarını şaşırır o durumdan kendilerini kurtaracak bilgi, tercrübe ve gücü kendilerinde bulamazlar.

Bu nedenle her hiç bir zaman rehavete kapılmadan çalışmalı, sürekli ileriyi düşünmeli, ilerlemeliyiz.

Yolda en güzel yüriyen insan

Vaktiyle ülkelerin birinde bir kral bir yarışma düzenler yarışmanın adı “yolda en iyi yürüyen insan” yarışmasıdır. Yarışmaya katılım büyük olur. Herkes en iyi kyafetlerini giyer kendilerine özel farklı farklı kıyafetler giyip en dik ve asil duruşları ile yulda yürümeye başlarlar. Ama yolun tam ortasında bütük bir taş parçası vardır. Yarışmacılar bu taşın etrafından dolanark bir güzel yürüyüp yolu tamamlar, yarışmacılardan biri taşın önüne geldiğinde onu itekleyerek yolun kenarına koyar. Yarışma bittiğinde kral yarışmanın birincisini ilan eder. Yarışmayı kazanan yolun ortasındaki taşı kenara çekip diğer insanlarıda düşünen o adam olur.

Bu güzel hikayeden de anlıyoruz ki, insan sadece kendini değil çevresindeki insanlarıda düşünmeli, diğer insanlarada yardımcı olmalıdır. İnsanın en güzeli insanlara faydalı olandır.

Her sabah erken kalmanız gerektiğini bilin

Bu hikayeyi son yollarda herkez kitaplarında yada alıntılarında kullanmakta. Bizde sitemizde siz sevgili öğrenciler ve okular için yayınlıyalım istedik.

Hikayenin yazarı bilinmemekte ve bir afrika atasözü olarak geçmekte.

Afrika da her sabah bir ceylan uyanır. Bu ceylan, en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini; yoksa ona lokma olacağını bilir. Afrika’da her sabah bir aslan uyanır. Bu aslan, en yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini; yoksa aç kalacağını bilir. Bir aslan veya bir ceylan olmanız hiç fark etmez. Güneş doğduğu zaman koşuyor olmanız gerekir. Gerçekte hayatta başarınızı belirleyen şey umut ve kaygı arasında yaptığınız şeylerdir. Gerçekleştirirken göreceksiniz ki umduğunuzdan daha iyisiniz.

Diğer yarısına anlatamadılar

Dağda özgürce yaşayan bir inek, bir beygir, bir eşek, dağılıp insanların arasına karışarak ne yaptıklarını öğrenmeye ve beş yıl sonra buluşmaya karar verdiler. Her biri başka yöne yola çıktılar.

Beş yıl sonra buluşma yerine önce inek ile beygir geldi.

Ikisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış, adeta çökmüşlerdi.

Beygir sordu: “Nedir bu halin inek?..”

Inek iç çekerek anlattı:

“Bu insanlar merhametsiz. Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir inek daha varmış, onu yanıma koyup çifte koştular, aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım be kardeş…”

Sonra beygir anlattı:

“Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler. O indi öbürü bindi, o indi öbürü bindi… Binmedikleri zamanlar zincire vurdular… Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hale geldiğimde arkama kocaman bir araba bağladılar, bu sefer birçoğunu birden taşımaya başladım. Ben onları taşıdıkça kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım yav inek kardeş…”

*

Ve uzaktan eşek gözüktü.

Eşek; ıslık çala çala, taşlara tekme ata ata geldi. Mutluydu.

Şişmanlamıştı, tüyleri parlıyordu, gözlerinin içi gülüyordu, üzerinde lacivert takımlar vardı.

Inek ile beygir, “Nedir bu halin, neler oldu” diye merakla sordular, eşek anlattı:

“Bir memlekete vardım, birisi bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu. Ben de yüksekçe bir yere çıkıp bağırdım. Benim bağırmamı bilirsiniz, duyan benim yanıma koştu, duyan koştu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım…”

“Sonra?..”

“Sonra beni başkan seçtiler…”

“Yani sen başkan mı oldun?..”

“Evet… Bir şey yapmama gerek kalmıyordu, ben bağırdıkça onlar ‘Memleket seninle gurur duyuyor’ diye alkışladılar. Yiyecek birçok şey vardı. Ben ise yedim ve bağırdım, yedim ve bağırdım…”

“Pekiii… Senin eşek olduğunu anlamadılar mı?…”

Eşek yanıtladı: “Valla yarısı anladı ama diğer yarısına anlatamadılar…”

Canım annem-Anneler günü kompoziyon

Canım annem doğduğum an nasıl aldıysan kollarına ve hala kollarındaysam bugün ne mutlu bana. Beni dünyaya getirip koruyup kolladığın için minattarım annecim sana. Sen olmasan nasıl beslenir, nasıl kötülüklerden korunurdum inan ki bilmiyorum ve ilk günkü gibi karşılıksız sevgin için minnet duyuyorum sana. Annem olduğun için hergün teşekkür etsemde sana bugün ayrı bir teşşekür edeceğim çünkü bugün bütün dünyadaki annelerin  günü. Bugün dünyadaki bütün çocuklar annelerine teşekkür ediyor ve bende sana teşekkür ediyorum anneciğim.Hep yanımda olduğun için, beni karşılıksız olarak tüm kalbinle sevdiğin için, hatalarım olduğunda onları düzeltmeme yardımcı olduğun için, beni koruyup kolladığıni, en zor zamanımda hep yanımda kaldığın için, kendi hayatından fedakarlık gösterip benimle ilgilendiğin için sana teşekkür ederim anneciğim. Sen nasıl ki hep benim yanımda oldun söz veriyorum ki sadece sen istediğin zaman değil herzaman senin yanında olacağım. Her zaman benim hakkımda en iyi kararı sen verirsin çünkü sen beni ben olduğum için seversin ve herzaman iyiliğimi istersin o nedenle her zaman senin sözüne uymaya çalışacağım canım anneciğim. İyiki varsın seni seviyorum.