<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap özetleri,Çocuk Kitapları, Roman Özetleri,Çocuk Masalları &#187; 100 temel eser özetleri</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/100-temel-eser-ozetleri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozet.net</link>
	<description>Tüm kitapların  Özeti burada</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 07:49:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>87 oğuz-Rakım Çalapa-Kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/87-oguz-rakim-calapala-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/87-oguz-rakim-calapala-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 01:15:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[100 Temel Eser (ilköğretim)]]></category>
		<category><![CDATA[100 temel eser özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[87 OĞUZ]]></category>
		<category><![CDATA[87 OĞUZ kitap özeti]]></category>
		<category><![CDATA[87 OĞUZ özeti]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[RAKIM ÇALAPALA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=424</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Adı:87 OĞUZ Kitabın Yazarı:RAKIM ÇALAPALA Kitabın Yazılma Yılı: 2006 Kitabın Yayınevi: ATLAS KİTABEVİ Kitabın Basım Yılı: Ocak 1995 Sayfa Sayısı:140 sayfa Kitabın Konusu: oğuz 4. sınıf öğrencisidir. zeki , yaramaz , sevimli , şiir okumaya ve tarihe meraklı sosyal faaliyetleri olan bir çocuktur ve kitap oğuzun okulda ve aile hayatındaki yaşantısını anlatır.. Kitabın Özeti: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><img src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2008/11/87_oguz.jpg" alt="87_oguz" title="87_oguz" width="167" height="240" class="alignleft size-full wp-image-4590" /></p>
<p><strong>Kitabın Adı:</strong><a href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/87-oguz" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with 87 OĞUZ">87 OĞUZ</a><br />
<strong>Kitabın Yazarı:</strong>RAKIM ÇALAPALA<br />
<strong>Kitabın Yazılma Yılı:</strong> 2006<br />
<strong>Kitabın Yayınevi: </strong>ATLAS KİTABEVİ<br />
<strong>Kitabın Basım Yılı: </strong> Ocak 1995<br />
<strong>Sayfa Sayısı:</strong>140 sayfa<br />
<strong>Kitabın Konusu: </strong>oğuz  4. sınıf öğrencisidir. zeki , yaramaz , sevimli , şiir okumaya ve tarihe  meraklı  sosyal faaliyetleri olan  bir çocuktur ve  kitap oğuzun  okulda ve aile hayatındaki yaşantısını anlatır..<br />
<span id="more-424"></span><br />
<strong>Kitabın Özeti: </strong><br />
Oğuz’un annesi Hanİfe Hanım, sabah uykusundan bir zil sesi ile uyanır, kapıya koşar, kimse yoktur. Sesin Oğuz’un odasından geldiğini anlayınca yukarı çıkar. Oğuz mışıl mışıl uyuyordur, onu uyamdırır. Oğuz hemen yataktan fırlar ve çantasını hazırlamaya başlar, çünkü artık okul başlıyordur. Yaramazlığı ile ün yapmış oğlunun okul için böyle sorumluluk bilinci içinde hareket etmesi, Hanife Hanım’ı hayrete düşürmüştür. Ama ne olursa olsun her türlü yaramazlığına rağmen, Oğuz hiçbir zaman okulunu ihmal etmemiştir.. Hanife hanım bundan çok mutluluk duyar.</p>
<p>Oğuz çok mutludur artık okula başlamıştır. Dördüncü sınıfa gidiyordur. Kalabalık sokaklardan geçerek okulun bahçesine gelir. Hemen herkes hep bir ağızdan “Oooo 87 Oğuz!” diyerek etrafını çevirirler. Oğuz’u tanımayan öğrenci yoktur. Fakat özellikle kızlarla hiç geçinemez, her fırsatta onlara karşı muziplikler yapar.</p>
<p>Öğretmen Nezihe Hanım sınıfa girer. Tek tek çocuklara bakar.<br />
Nezihe öğretmen hemen dersleri başlatmıştır. Çocuklar en çok tarihe ilgi duyuyorlardı. Oğuz dersleri can kulağı ile dinliyordur, öğretmenin sorduğu her soruya önce cevap verir.</p>
<p>aradan üçgün geçer Oğuz’da defter, kitap yoktur  ancak öğretmen hep sorular sorduğu, Oğuz da iyi dinlediği için dersleri iyi oluyordur. Yaramazlık ise aynı şekilde devam ediyordur</p>
<p>daha sonra   El bebek gül bebek Selim isimli bir çocuk geldi, etti kırk dokuz. Annesi, Nezihe öğretmene rica üstüne rica ediyordu<br />
Genç öğretmen, yeni öğrenci Selim’in annesi ayrıldıktan sonra, kendi kendine şunları düşünüyordu: “Ne yaparsın, ana kalbi, böyle söylemek lâzım.. .Halbuki bir çocuğa, başka bir çocuktan daha çok önem vermek olur mu hiç?!.. Okul çocukların dünyasıdır. Orası onu kendine uydurur. Böyle üstüne üflene üflene büyütülen bir çocuk; yarın zayıf, pısırık bir adam olacaktır. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti’ni yük­seltmek İçİn atılgan, cesur, çelik vücutlu ve çelik kafalı gençler lâzım!…”</p>
<p>Yeni Bir Arkadaş: 351 Selim:<br />
Nezihe Hanım, arkasında ür­kek ürkek duran Selim’le beraber sınıfa girdiler. Nezihe Hanım Selim’i arkadaşlarına tanıttı ve nereye oturtacağını düşünmeye başladı. Nihayet, Oğuz’un yanında karar kıldı. Varlığın, İtinanın ve büyük bir sevginin meydana çıkardığı incecik boyunlu, bembeyaz yüzlü, çekingen fakat çok kibar giyimli çocuğu aldı… Yoksulluğun, ihmalin ve kırbaç gibi bir hayatın meydana çıkardığı yanaklarından kan fışkıran, sert bakışlı, dik sesli, fakat pantolonu dört yamalı ve suratı çamurlu çocuğun yanına oturttu.<br />
Derste olsun, bahçede olsun öğrencilerin yeni ilgi odağı Selim’di. Öğretmen tahtaya kaldırmış, bazı sorular sormuştu. Selim’in bilemediği soruların hepsini, Oğuz biliyordu.</p>
<p>Okulda öğle yemeğinde bütün öğrencilerin ufacık paketlerine baktığınızda toplam şu dört çeşit yiyeceği görüyordunuz: Peynir, zeytin, yumurta, helva. Bugün öğle yemeğinde de hep bunlar vardı. Ama o da ne? Bir hizmetçi kız gelmiş. Kız önce Selim’in oturacağı yerin altına bir bez sarmış ona  hitmet etmiş<br />
Her gün gürültü ve iştahla zeytinlerini yahut helvalarını yiyen çocuklara acı bir sessizlik çökmüştü… Bütün çocuklar iki dakikanın içinde yemeklerini bitirip sessizce dışarıya çıktılar.</p>
<p>Fatin’in elinde bulunan top, Oğuz kapmaya çalıştığı için birden fırlayıp, su birikintisine düşerek oradan geçmekte olan Selim’in üzerine çamurlu suları sıçratmış, güzelim elbiseleri çamur deryası olmuştu.</p>
<p>Ertesi Sabah  Oğuz, türkü söyleye söyleye okula geliyordu. Birden, hizmetçi kız ile birlikte gelen Selim’i gördü. Üzerindeki elbise dünkünden de şıktı….Derslerde Selim hiçbir şey bilemiyordu. Öğretmen arkadaşlarına sormasını istiyordu. Mecburen Oğuz’a sordu. Oğuz ise ona yanlış cevap Öğreterek, bir bakıma intikam aldı. Öğretmen bu duruma çok kızdığını, Oğuz’a bakışlarıyla belli etti.</p>
<p>Günler geçip gidiyordu. Selim’in annesi sık sık okula gelip çocuğunun durumunu soruyordu. Çelişkiye bakın ki, çocuğunu sormayan velilerin çocuklarının durumu iyi, çok ilgilenenin çocu­ğunun dersleri ise kötü idi. Nezihe Hanım, Selim’in durumunu annesine anlattı ve çok çalışması gerektiğini söyledi.<br />
Bir gün Cumhuriyet Bayramı gezisi için Taksim Meydanı’na gideceklerdi. Öğretmen tembihlediği için, herkes cicili bicili gel­mişti. Bir tek Oğuz aynı. Öğretmen, aldı elini yüzünü yıkadı. Elbi­selerini fırçaladı, sağını solunu düzeltti. Oğuz rahatsız olmuştu ama biraz da adama benzemiştİ.<br />
Tramvaya binip Taksim’e geldiler. Hayranlıkla Atatürk ve yanındakilere bakıyor, birbirlerine “Bak Atatürk, bak yanındaki İsmet Paşa, bak Fevzi Paşa!” diye gösteriyorlardı.<br />
Birdenbire herkes durdu; çünkü Oğuz heykelin üstüne tır­manmış ve marş söylüyordu. Marş bitince, öğrenciler, öğretmen, bütün halk Oğuz’u alkışladılar. Nezihe Öğretmen çok duygulan­mış ve çok gururlanmıştı….<br />
Havalar bozmuş, mevsim kışa dönmüştü. Oğuz yine aynı ta­banı delik ayakkabılar, sağı solu yırtık pantolon ve ceketle okula gelip gidiyordu.<br />
Bir gün öğretmen onları Sultanahmet’e müzeye götüreceğini, ancak bedava tramvay olmadığı için yürüyerek gidip gelecekleri­ni söyledi. Selim’in annesi bunu duyunca, gelip Nezihe öğretmen­le konuşmaya çalıştı. Nezihe Öğretmen: “Sizin Selim, bizim Selim yok… Biz burada çocukları sadece okutmuyoruz… İnsan yapıyoruz. Okul bir insan fabrıkastdır. Oranın mühendislerine biraz da güvenmelisiniz.” Selim’in annesine, girmekten başka bir yol kalmamıştı, Son bir kez dönüp, “Selim’in babası tramvay paralarını ödemek istiyor.” dedi. Öğretmen “Öğrencilere sorayım.” deyip, sordu. Hep bir ağızdan “Yürüyeceğiz !” dediler.<br />
Müzeyi ilgi ile gezdiler. Her eser için öğretmenlerinden ayrı ayrı bilgi aldılar…<br />
Sene ortasında karneler dağıtılmış, öğretmen Oğuz’a Türkçe dersinden orta not vermişti. Oğuz buna çok içerledi…<br />
Ders yılı sonu yaklaştıkça müsamere hazırlığına başladılar. Öğrenciler, velilere gösteri yapacaklardı… Ve o gün gelip çattı. Oğuz’un annesi ve babası da en önde seyredenler arasındaydılar.<br />
Çok güzel oyunlar oynandı. Gecenin yıldızı Oğuz’du. Nezi­he Hanım da oyunun sonunda velilere bir konuşma yaptı. Herkes Çok memnun kalmıştı.<br />
Günlerdir Selim okula gelmiyordu. Sebebi anlaşıldı, babası ölmüştü. Çocuk öğrenmesin diye onu başka yere göndermişlerdi. Nihayet günler sonra gelebildi. Bütün çocuklar Selim’in acısını ve üzüntüsünü hafifletmek için ellerinden geleni yaptılar. Hele O-ğuz, Selim’in en iyi arkadaşı oldu. Artık hiçbir şeyleri kalmadığı İçin fakirleşen Selim’i hizmetçi kız getiremediği için, Oğuz her gün evinden alıyor, birlikte okula geliyorlardı.<br />
Oğuz’da da bayağı değişmeler başlamıştı. Artık, üstüne ba-Şina özen gösteriyordu. Bu arada, her gün Selim’e ders çalıştırı­yordu. Selim’in annesi bu durumdan çok hoşnuttu. Selim’e say­gıyla karışık bir sevgi besliyordu.<br />
Oğuz’un bu yardımları boşa gitmemiş, Selim derslerinde epeyce ilerlemişti. Sene sonunda sınıflarını geçtiler. Karneler dağı­tıldığında öğretmenleri çok güzel bir konuşma yaptı ve sınıf bi­rincisini de açıkladı; 87 Oğuz…<br />
Sevinç içinde önce Selim’in evine, sonra da Oğuz’un evine koştular, herkes çok sevinmişti…</p>
<p><strong>Kitabın Yorumu:</strong>Okuldaki arkadaşlarımızı  sevmeli ayrım yapmamalı , yardımlaşmalı,kimseye  kötü şeyler yapmamalı,öğretmenlerimizin sözünü dinlemeliyiz</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/87-oguz-rakim-calapala-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>145</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anayurt Oteli &#8211; Yusuf Atılgan kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/anayurt-oteli-yusuf-atilgan-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/anayurt-oteli-yusuf-atilgan-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2008 19:38:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[100 Temel Eser (Ortaöğretim)]]></category>
		<category><![CDATA[100 temel eser özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Anayurt Oteli]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Kitaplarının Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[kitap özeti]]></category>
		<category><![CDATA[raman özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[roman özet]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Klasik Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Atılgan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=367</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Adı:Anayurt Oteli &#8211; Yusuf Atılgan Kitabın Yazarı: Yusuf Atılgan Kitabın Yazılma Yılı:&#8211; Kitabın Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları, Kitabın Basım Yılı: 2000 Sayfa Sayısı:108 Kitabın Konusu: Yalnızlık üzerine yazılmış ilginç bir psikolojik öykü Kitabın Özeti: Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının gittiği sabah; her şey o zaman başlamıştı, kim bilir beklide, bitmişti o sabah kadının, küçük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><img src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2008/10/anayurt_oteli-191x300.jpg" alt="anayurt_oteli" title="anayurt_oteli" width="191" height="300" class="alignleft size-medium wp-image-4553" /></p>
<p><strong>Kitabın Adı:</strong><a href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/anayurt-oteli" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Anayurt Oteli">Anayurt Oteli</a> &#8211; Yusuf Atılgan<br />
<strong>Kitabın Yazarı:</strong>  Yusuf Atılgan<br />
<strong>Kitabın Yazılma Yılı:</strong>&#8211;<br />
<strong>Kitabın Yayınevi: </strong> Yapı Kredi Yayınları,<br />
<strong>Kitabın Basım Yılı: </strong> 2000<br />
<strong>Sayfa Sayısı:</strong>108<br />
<strong>Kitabın Konusu: </strong>Yalnızlık üzerine yazılmış ilginç bir psikolojik öykü<br />
<span id="more-367"></span><br />
<strong>Kitabın Özeti: </strong><br />
Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının gittiği sabah; her şey o zaman başlamıştı, kim bilir beklide, bitmişti o sabah kadının, küçük deri valizi, önü acık kahve rengi paltosuyla hesabı ödeyip gider. Bir hafta içinde geri geleceğini söyler ve bundan sonra otel katibi Zebercet’in bütün hayatı değişir. Günleri onu beklemekle geçer<br />
O sabah kadın giderken bir adam gelir 50 – 60 yaşlarında emekli subay olduğunu söyler. Otele girerken, kapıda, çıktığını gördüğü gecikmeli Ankara treni ile gelen  kadının odasına ister, ama kadın odasının bırakmamıştır. Öğleleri dışarı çıkar, gelince de salonda oturur gazete yada kitabını okur. Arada bir, kapı açılınca başını uzatır bakar.<br />
Ertesi gün ve takip eden birkaç gün, Zebercet  gecikmeli Ankara treniyle gelen kadını bekler. Vaktinin büyük bir kısmını kadının kaldığı odada geçirir. Sigara küllüğüne ve boş çay bardağına terliklerin yerine bakarak kadın hakkında düşüncelere dalar. O yatakta  yatar ve onun unuttuğu havlu ile kurulanır. Aşık olmuştur sanki Zebercet, ama bu biraz farklıdır. İlk defa böyle şeyler hisseder bir kadına karşı. Eskiden sadece bir cinsellik öğesi olarak görürdü  kadınları.<br />
 Yedi gün geçmiştir gecikmeli Ankara treniyle gelen kandının gittiği günden bu yana emekli subay olduğunu söyleyen adam elinde bir valizle iner aşağıya. Yedi günlük hesabı öder ve acele ile gider. Her gün tıraş olurdu, ama o sabah aceleden olsa gerek tıraş olmamıştı.<br />
Zebercet o akşam on yıldır ilk defa içkili bir aş evine gider birkaç ayyaş aralarında tartışır, tartışma büyür kavgaya dönüşür polis gelir ortalığı yatıştırır ama yine de gergin bir hava kalır aşevinde canı sıkılan Zebercet tam orayı terk edecekken bir adamın arkadaşlarına horoz dövüşüne gideceğini söylediğini duyar. Söylediğine göre büyük bir dövüş vardır o akşam. Kendisinden önce çıkan adamı uzaktan uzağa takip eder Zebercet. Üzerinde büyük harflerle “HOROZCULAR KAHVESİ” yazan kalabalık bir yere girerler kıyasıya bir dövüş vardır horozların arasında. Dövüş bitince horozlardan teki boylu boyunca serilir yere, ölür. O sırada hem içkinin hem de kalabalığın etkisi ile Zebercet’in başı döner. Ekrem adında, çarşıda, soğuk demircide çalışan onyedi – onsekiz yaşlarında bir çocuk yardım eder. Adını sorduğunda “Ahmet” der Zebercet çocuğa. Adıyla alay etmesinden çekinir. Çocuk sinemaya gideceğini, isterse beraber gidebileceklerini söyler. Filmi fazla beğenmez Zebercet. Gecikmeli Anakara treniyle gelen kadını düşünür film boyunca. Bir hafta olmuştur gideli, neden hâlâ gelmez?<br />
Film bitince oğlanı otelde misafir etmek gelir içinden, fakat güvenemez birkaç saat içinde tanıdığı birine. Ayrılırlar, haftaya aynı gün aynı saat buluşacaklardır sinemada. Zebercet otele döner.    </p>
<p><strong>Kitabın Anafikri: </strong><br />
<strong>Kitabın Kahramanları:</strong><br />
Zebercet:<br />
Orta boylu denemez; kısa da değil. Askerliğindeki ölçülere göre boyu bir altmış iki, kilosu elli dört. Şimdilerde, otuz üç yaşında, gene don-gömlek kantara çıksa elli altı yada elli yedi ki­loyu bulur.  Başı bedenine göre büyükçe, alnı geniş; saçları, kaşları, gözleri, bıyığı koyu kahverengi; yüzü kuru, biraz aşağıya çekik . Elleri küçük, tırnakları kısa; omuzları, göğsü dar. 1930 yılı Kasımının 28&#8242;inde akşama doğru ağrıları tutmuştur anasının. Yedi aylık olarak doğmuştur.<br />
İlkokulu bitirdiği yaz sünnet olmuştur. Gene o yaz anası ölür, ortaokula göndermez babası; askere gidinceye değin sekiz yıl birlikte çekip çevirmişlerdir oteli. Askerliğini bitirip geldikten iki ay sonra ölmüştür babası; otel başka ellere düşmesin diye onun dönüşünü bekleyip de ölmüştür sanki.<br />
Ortalıkçı Kadın: Saçları kumral, gözleri koyu mavi. Yüzü uzun, burnunun ucu kalkık, ağzı büyükçe, biraz dişlek, dudakları kalın. Orta boylu, balık etinde; bacakları az eğri. Otuz beş yaşlarında. On yıl önce Sindelli’den dayısı olduğunu söyleyen bir adam getirir onu. Uzak bir dağ köyüdür Sindelli. Otele pek gelen olmaz oradan.<br />
Başı bağlıdır hep; yatakları düzeltir, ortalık siler, toz alır, günaşırı yemek yapar, pazarları çamaşır yıkar, Zebercet&#8217;e ağa der. Çok konuşmaz.<br />
       O, ilk geldiği günden itibaren, gündüzleri ortalıkta dolaşan, geceleri bitişik odada yatan genç bir dişidir Zebercet için. Zebercet yatmaya giderken kadının odası önünde duraksar, yatağında döne döne güç uyurdu ilk zamanlar. Sabahları onu uyandırmak için girdiği eğri tavanlı küçük odada ağır bir koku olurdu. Pen­cereyi açar, yatağın yanında durur, omuzlarından tutup sarsar­ken yanlışlıkla olmuş gibi memelerini ellerdi.<br />
Gecikmeli Ankara Treniyle Gelen Kadın:<br />
Yirmi altı yaşlarında. Uzunca boylu, göğüslü. Saçları, göz­leri kara; kirpikleri uzun, kaşları biraz alınmış. Burnu sivri, du­dakları ince. Yüzü gergin, esmer.</p>
<p>Emekli Subay Olduğunu Söyleyen Adam:<br />
Orta boylu, tıknaz. Saçları, oldukça kırarmış. Yeşil gözlü/ gür kaşlı. Yüzü etli, dudakları ince. Geldiği sabah defterin üstüne bırakıp öğleyin aldığı nüfus kağıdına göre soyadı Görgün, adı Mahmut, baba adı Abdullah/ ana adı Fatma/ doğum yeri Erzincan, doğum yılı bin üç yüz yirmi yedi.<br />
Ahmet Efendi (Zebercet’in Babası):<br />
Nüfus katibiymiş. Seferberlikte askere almamışlar. Adana&#8217;dan gelmiş. Babası kira­lık bir otel işletirmiş orada. Okuldayken bir öğle sonu hafif bir depremde otel çökmüş. Babası, anası, biri kız biri oğlan iki kü­çük kardeşi yıkıntı altında ölmüşler. Okulu bırakmış; halasının evinde kalmış bir süre. Bir otelde çalışmış; Nüfus&#8217;a girmiş. Buraya geldikten az sonra Rüstem Bey&#8217;le tanışmışlar üçüncü kızının nüfus kağıdı çıkarılırken. Kimi geceler kahvede dolaşmaca tavla oynarlarmış. Evlenmesine bir arkadaşı önayak olmuş. Bir akşam konakta yemeğe çağrılmış; kapı aralığından Saide Hanım’a (Zebercet’in anası) gös­termişler. &#8216;Olur&#8217; demiş; Yunan gelmezden bir yıl önce evlenmiş­ler. Otuz iki yaşındaymış Saide Hanım; Ahmet Efendi yirmi sekiz.<br />
Kedi (Ara sıra kişileştiriliyor): Erkek. Kara. Zebercet&#8217;in döneminde ikinci kedi. Uç yıl ön­ce babasıyla kasabadaki eski anıtları görmeye geldiklerinde iki gece otelde kalan, çantasında hep birkaç atkestanesi bulunan, uzun boylu bir genç kız adım Karamık koymuştu; ama kimse -söylemiyor.</p>
<p><strong>Kitabın Yorumu:</strong> yazar düşman elindeyken belirli bir direnme göstermemiş kasaba yada kentlerde kurtuluşun ilk yıllarındaki utançlı yurtseverlik coşkusunun etkisine bağlıyor. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/anayurt-oteli-yusuf-atilgan-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çanlar Kimin İçin Çalıyor &#8211; Ernest Hemingway</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/canlar-kimin-icin-caliyor-ernest-hemingway.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/canlar-kimin-icin-caliyor-ernest-hemingway.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Sep 2008 18:02:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[100 Temel Eser (Ortaöğretim)]]></category>
		<category><![CDATA[100 temel eser özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[çanlar kimin için çalıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çanlar kimin için çalıyor romanının özeti]]></category>
		<category><![CDATA[ernest hemingway]]></category>
		<category><![CDATA[Ernest Hemingway eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ernest Hemingway kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[kitap özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=157</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Adı:ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR Kitabın Yazarı: Ernest HEMINGWAY Kitabın Yazılma Yılı:1943 Kitabın Yayınevi: Bilgi Yayınevi Kitabın Basım Yılı: 2008 Sayfa Sayısı:496 Kitabın Konusu: İspanyol iç savaşı sırasında isyancı çetelerle birlikte bir köprüyü havaya uçurmak için uğraşan bir İngiliz bombacının başından geçen olaylar ve gerçek aşkını bulması. Kitabın Özeti: Roberto Jordan, çok zor bir göreve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4487" title="canlar-kimin-icin-caliyor" src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2008/09/canlar-kimin-icin-caliyor-205x300.jpg" alt="canlar-kimin-icin-caliyor" width="205" height="300" /></p>
<p><strong>Kitabın Adı:</strong>ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR<br />
<strong>Kitabın Yazarı:</strong> <a href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/ernest-hemingway" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with ernest hemingway">Ernest HEMINGWAY</a><br />
<strong>Kitabın Yazılma Yılı:</strong>1943<br />
<strong>Kitabın Yayınevi: </strong>Bilgi Yayınevi<br />
<strong>Kitabın Basım Yılı: </strong> 2008<br />
<strong>Sayfa Sayısı:</strong>496<br />
<strong>Kitabın Konusu: </strong>İspanyol iç savaşı sırasında isyancı çetelerle birlikte bir köprüyü havaya uçurmak için uğraşan bir İngiliz bombacının başından geçen olaylar ve gerçek aşkını bulması.<br />
<span id="more-157"></span><br />
<strong>Kitabın Özeti: </strong><br />
Roberto Jordan, çok zor bir göreve seçilmişti. Gerçi daha önce birçok defa yaptığı işlerden biriydi ama yinede General Golz onu bu görev için bizzat kendi görevlendirmişti. General Golz’un tümeninin taarruza başlamasıyla beraber köprüyü uçurması gerekecekti. Uçakların bomba sesleri duyulunca köprü uçmuş olacaktı.<br />
Yaşlı bir adam ona kılavuz olarak verilmişti. 68 yaşına rağmen dinç ve kuvvetli bir görüntüsü vardı. Dağda Amerikalıya yardım edecek çetelerin hepsini tanıyordu. Gerçi çoğu işe yaramaz adamlardı ama tren işini iyi yapmışlardı. Kaşkin görevini çok iyi yapmış, treni bölgedeki çetelerle beraber havaya uçurmuştu. Daha sonrada başka bir iş esnasında ölmüştü.<br />
Yaşlı adam Roberto ‘yu köprüye götürdü. Köprünün iki yanında iki nöbetçi vardı ve biraz uzağında 7 askerin kaldığı bir karakol vardı. Dinamitleri, yarım saatlik uzaklıkta bir tepede olan Pablo’ nun yerine götürdüler. Ağaçların arasında olan bu yerde Pablonun dört atı vardı. Pablo 50 yaşını geçmişti, çok akıllı ve tecrübeli bir adamdı. Tren işinde o da vardı. Çingene, Fernando, eşi Pilar ‘da. Tren işi esnasında kurtardıkları Maria’ yı hepsi de taşımışlardı.<br />
Pablo Cumhuriyetçiydi, çetelerin hepsi Cumhuriyetçiydi. Ama köprü işini öğrendiğinde Pablo ‘nun hoşuna gitmedi bu iş. Tren işi daha mantıklı idi. Onun kadar kampta sözü geçen Pilar, Roberto ‘yu destekleyince diğerleri de desteklediler. Pilar başkanlığı Pablo ’nun elinden aldı ve köprü için Roberto ‘ya yardım edeceğini söyledi. El Sordo (diğer çete reisi) ‘nun da yardım edeceğinden şüphe yoktu. Dağlarda yüzlerce adam olmasına rağmen El Sordo ‘nunkilerle beraber topu topu 18 kişi bulabilmişlerdi. Diğerleri güvenilir değildi. Köprünün imha edilmesinden dolayı Pilar ve Sordo adamlarıyla beraber bu bölgeyi terk etmek zorunda kalacaklardı. O akşam Sordo gelmeyince ertesi gün Pilar ve Maria ‘yla beraber, Roberto Jordan El Sordo ‘nun yanına gitmeye karar verdiler. Maria trenden baygın halde kurtulmuştu. O zamanlar saçı tamamen kesilmiş olmasına rağmen, büyüdükçe Maria güzelleşmişti. Maria ve Roberto birbirlerine ilk görüşte aşık olmuşlardı. Pilar, Roberto ‘dan bu iş bitince kızı götürmesini istemiş, Roberto ‘da kabul etmişti.</p>
<p>El Sordo Cumhuriyetçi ruhunu dağlarda koruyan ender çete reislerinden biriydi. Roberto Jordan, El Sordo ‘nun kendisine yardım edeceğinden emin olmuştu. Altı at vardı. El Sordo, daha sonraki kaçış için gereken atları bulmak için gayret göstereceğini söyledi. Ne de olsa köprü işinden sonra buralardan gitmek zorunda kalacaktı.<br />
Roberto, Maria ve Pilar akşama doğru barınaklarına döndüler. Pablo köprü işinden yana değildi. Roberto Jordan onu öldürmek zorunda olduğunu biliyordu. Diğer adamların hepsi de onun ölmesini istiyorlardı. Köprü işini bozabilirdi Pablo. Bir an mağaradan dışarı çıkan Pablo ‘nun kaçtığını düşündü herkes. Çünkü kaçarken birkaç dinamit lokumu da götürmüştü.<br />
Roberto dışarıda yatmaya alışkındı. Gece bayağı ilerlemiş ve Maria ‘nın güzelliği onu büyülüyordu. Maria sıcacıktı. Bir ses üzerine arkaya dönünce Faşist Süvarilerden birini karanlıkların arasından zorda olsa seçebildi. Tabancasıyla onu vurdu. Tam kalbine gelmişti mermi. Diğer süvarilerinde gelmesi yakındı. Adamlarıyla beraber pusu kurdu ve kardan ayak izini takip etmesini beklediği diğer süvarileri bekledi. Süvariler bekledikleri gibi geldiler. Onları farketmemişlerdi, ama ilerlemelerine devam edip gittiler.<br />
Silah sesleri Sordo ‘nun barınağından geliyordu. Sordo ’nun yerini bulmuşlardı. Birkaç saat sonra silah sesleri kesildiğinde Sordo ve adamları ölmüştü.Artık yalnızdılar. Köprü sabaha uçurulacaktı.<br />
Pablo gece yarısı beş abamla geldi. Pablo kaçamamıştı. İhaneti kendine yedirememişti. Roberto Pabloyu karşısında görünce ümitlendi. Köprü işi olabilirdi.Pilar ve yanındakiler üstteki karakolu, Pablo yeni getirdiği beş atlı ile alttaki karakolu imha edecekti.<br />
Uçakların bombaları sabaha karşı duyuldu, Anselmo ve Roberto köprüdeki iki nöbetçiyi öldürdüler. Roberto dinamitleri yerleştirirken acele edemezdi. Neredeyse başarmak üzereydi. Diğer iki karakoldan silah sesleri ardı ardına geliyordu. Dinamitleri yerleştirdi ve Anselmo ile beraber ipi germeden köprüden bir miktar uzaklaştılar. Pilar ve yanındakiler karakolu halletmişlerdi ama iki adamı ölmüştü Pilar‘ın. Roberto ipi çekti ve köprü ortadan ikiye ayrıldı. Gökden yağan demir parçalarından biri Anselmo ‘yu öldürmüştü. Yaşlı adam çok küçük gözüküyordu.<br />
Pablo tek başına kurtulmuştu tanktan. Karakolu imha edememişlerdi ama Pablo tek başına kurtulmuştu. Artık herkese yetecek kadar at vardı. Maria çok seviniyordu, Roberto yaşıyordu. Atlarla hızla ilerliyorlardı. Pablo ‘nun kaçmak için çok güzel planları olsa gerekti.<br />
Bayırı çıktıkça Roberto ‘nun atı yavaşlıyordu. Zavallı hayvanın nefesleri bile hızlanmıştı. Büyük bir gürültü ile Roberto ‘nun ayağı, düşen atın altında kalmıştı. Ayağı kırılmış ve kırık kemik Roberto ‘nun kaslarını yırtmıştı. Daha fazla ilerleyemezdi. Yardıma gelenlerle vedalaşıp, orda kalmak istediğini söyledi. Diğerleri giderlerken, biliyordu. Daha General Golz ‘dan emir alırken böyle olacağını biliyordu.</p>
<p><strong>Kitabın Anafikri: </strong>Savaş tam anlamıyla bir yıkımdır, her iki tarafa da zarar verir ve aslında her insan öldürmekten pişmanlık duyar. Aşk ise zaman ve mekan tanımaksızın bir savaşın ortasında dahi yeşerebilir.<br />
<strong>Kitabın Kahramanları:</strong><br />
ROBERT JORDAN: Amerika’da bir ispanyolca öğretmeniyken İspanyol iç savaşının patlak vermesi üzerine birden bire bombacı olarak eğitilip İspanya’ya yollanmış olan kültürlü, bilgili ve yakışıklı bir İngiliz.<br />
MARIA:Bir tren patlaması esnasında Pilar ve Pablo tarafından kurtarılan ve daha sonradan Robert Jordan’ın aşık olduğu genç kız.<br />
ANSELMO:Yeni görevi için ona rehberlik edecek ve çetelerle bağlantısını sağlayacak olan yaşlı bir adam.<br />
PABLO:Robert Jordan’a yardım eden çetenin lideri.<br />
PILAR:Pablo’nun kadını.<br />
SORDO:Bir çete lideri.</p>
<p><strong>Kitabın Yorumu:</strong>Bence oldukça ilgi çekici ve sürükleyici bir konuya sahip olmasına karşın için deki uzun tasvirler bazı yerlerde akıcılığın bozulmasına ve can sıkıcı olmaya kadar varabiliyor. Ama genel itibariyle güzel ve etkileyici bir kitap.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/canlar-kimin-icin-caliyor-ernest-hemingway.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

