<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap özetleri,Çocuk Kitapları, Roman Özetleri,Çocuk Masalları</title>
	<atom:link href="http://www.kitap-ozet.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kitap-ozet.net</link>
	<description>Tüm kitapların  Özeti burada</description>
	<lastBuildDate>Sun, 18 Mar 2012 13:02:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Dila Hanım kitap özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/dila-hanim-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/dila-hanim-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Mar 2012 13:02:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[necati cumalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=12347</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Yazarı: Necati cumalı Yayınevi: E Yayınları Yayın Yılı: 1978 Kitabın Konusu:Kocası öldürülen bir kadının kocasının katillerini araması ve kocasının katiline aşık olması anlatılır. Kitabın Özeti: Barazoğlu İhsan Bey bir aşiret reisidir ve bir toprak anlaşmazlığı sonucunda Karadağlı Rıza tarafından öldürülür.İhsan Bey&#8217;in karısı Dila Hanım kocasını vuran Karadağlı Rıza&#8217;yı öldürmeye yemin eder ancak kocasının katili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2012/03/dila_hanim_kita.jpg"><img src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2012/03/dila_hanim_kita-188x300.jpg" alt="" title="dila_hanim_kita" width="188" height="300" class="alignright size-medium wp-image-12348" /></a><strong>Kitabın Yazarı:</strong> <a href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/necati-cumali" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with necati cumalı">Necati cumalı</a><br />
<strong>Yayınevi:</strong> E Yayınları<br />
<strong>Yayın Yılı:</strong> 1978<br />
<strong>Kitabın Konusu:</strong>Kocası öldürülen bir kadının kocasının katillerini araması ve kocasının katiline aşık olması anlatılır.<br />
<strong>Kitabın Özeti:</strong><br />
Barazoğlu İhsan Bey bir aşiret reisidir ve bir toprak anlaşmazlığı sonucunda  Karadağlı Rıza tarafından öldürülür.İhsan Bey&#8217;in karısı Dila Hanım kocasını vuran Karadağlı Rıza&#8217;yı öldürmeye yemin eder ancak kocasının katili olduğu bilmeden de bu adama bağlanır ve aşık olur.Aralarında büyük bir aşk başlar.Ancak bir zaman sonra Dila Hanım Aşık olduğu adamın aslında kocasını öldürdüğü adam olduğunu anlayınca birden herşey değişir onu öldürmeli mi yoksa aşkına yenik düşüp onu affetmelimidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/dila-hanim-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dülger Balığının Ölümü Kitap Özeti-Sait Faik Abasıyanık-</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/dulger-baliginin-olumu-kitap-ozeti-sait-faik-abasiyanik.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/dulger-baliginin-olumu-kitap-ozeti-sait-faik-abasiyanik.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 12:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik abası yanık]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik abası yanık kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[ssait faik abası yanık eserleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=12340</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Adı: Dülger Balığının Ölümü Kitabın Yazarı: Sait Faik Abasıyanık Kitabın Özeti: Sait Faik Abasıyanık’a ait hikayelerin en ünlü olanıdır Dülger Balığının Ölümü. Öyküyü okuyan hemen herkes üzerinde oldukça hüzünlü duyguların uyanmasına yol açabilme özelliğine sahip olan, bir hayli dokunaklı bir öyküdür aynı zamanda. Dülger Balıkları çok güzel gözlere sahiptir. Elmas gibi, yakut gibi, zümrüt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2012/02/saitfaik.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-12341" title="saitfaik" src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2012/02/saitfaik.jpg" alt="" width="221" height="280" /></a>Kitabın Adı: </strong>Dülger Balığının Ölümü</p>
<p><strong>Kitabın Yazarı: </strong>Sait Faik Abasıyanık</p>
<p><strong>Kitabın Özeti: </strong></p>
<div id="_mcePaste">Sait Faik Abasıyanık’a ait hikayelerin en ünlü olanıdır Dülger Balığının Ölümü. Öyküyü okuyan hemen herkes üzerinde oldukça hüzünlü duyguların uyanmasına yol açabilme özelliğine sahip olan, bir hayli dokunaklı bir öyküdür aynı zamanda.</div>
<div></div>
<div id="_mcePaste">Dülger Balıkları çok güzel gözlere sahiptir. Elmas gibi, yakut gibi, zümrüt gibi o pek kıymetli taşlar şöyle dursun; henüz canlılarken Dülger Balıkları’nın pulları kadınların elbiselerine, kulaklarına ve de göğüslerine iliştirilmeye değer niteliktedir. Kadınlar, gittikleri ihtişamlı balolarda balıkların o yanar döner pullarla kaplı sırtlarını elbise diye üstlerine giyebilselerdi, o balıklar muhteşem bir ün kazanır, balıkçılar ise muazzam miktarlarda bir kazanç elde ederlerdi. Ne var ki balıklar ölünce o pullar hemencecik solarak ihtişamını kaybeder. Dülger Balığı’nın ise bu tip ışıltılı sırt pulları yoktur, çünkü bu garip balığın pulları dahi yoktur aslında. Güçlükle fark edilebilen yeşil rengi ile esmer bir görünüme sahiptir ve diğer tüm balıklara kıyasla da en çirkin olanıdır. Ağzı kocamandır, beyaz ve şeffaf naylon görünümündedir adeta, sudan çıktığında ise tamamen açılır ve bir daha da kapanmaz. Dişleri ise hiç yoktur Dülger Balığı’nın.</div>
<div id="_mcePaste">Rum balıkçıları tarafından Hrisopsaros (Hristos balığı) adı verilen bu balık, bir zamanların korkunç deniz canavarı imiş ve İsa’nın doğumundan önce Akdeniz’de dehşet saçarmış. Kim bilir kaç adet Kartacah çektirmesi ve Beni İsrail balıkçı kayığı devirmiş, sayısı asla bilinememiş. Bulduğu her şeyi ve herkesi parçalar, dağıtır, mahveder, yıkar, devirir, kırar, koparır ve imha edermiş. Akdeniz’in en cesur, en sert, en belalı, en çetin ve en korkusuz korsanı dahi, dülger balığının ismini duyduğu an yüreğini bir korku sarar, bu korku ile de yüzü sararır ve solarmış.</div>
<div></div>
<div id="_mcePaste">Günün birinde, İsa deniz kıyısında dolaşırken bazı balıkçılar görmüş. Bu balıkçılar büyük bir korku ile sandallarını bırakıp koşarak kaçıyorlarmış. İsa balıkçılara: “ne yapıyorsunuz, neler oluyor?” diye sormuş. Balıkçılar ise ona: “Aman!”, demişler, “Bu canavar sandalımızı parçaladı, arkadaşlarımızı öldürdü. Daha da beteri artık denizlerde balık tutamıyoruz, açlıktan mahvolduk, sefil olduk”, demişler. İsa da yüzlerce ve binlerce dülger balığının kaynaştığı denize doğru gitmiş ve en büyük olanını uzun parmaklı elleriyle tutmuş ve denizden çıkarmış. İki elinin de başparmağı ile balığı sıkıca tutmuş ve eğilerek balığın kulağına bir şeyler fısıldamış.</div>
<div></div>
<div id="_mcePaste">O günden sonra da denizlerin görünüşü en korkunç, buna karşın ise en uysal ve en garip canlısıdır dülger balığı. Vücudunun pek çok yerinde çivi, testere, keser, kerpeten ve eğer benzeri çıkıntılar ve uzuvlar vardır. Aynı zamanda hem kemik hem de kılçık benzeri dikenlere sahiptir. Tüm bu varlıklarından ve niteliklerinden dolayı ona “Dülger Balığı” denilmiş olsa gerek.</div>
<div></div>
<div id="_mcePaste">Bir malzeme çantasında bulunan her türlü araç gereçe benzeyen tüm bu korkutucu çıkıntıların etrafını ise, adeta şeffaf bir naylon görünümündeki ve işlemeleri olan bir zar kuşatır. Bu ince mi ince zar, balığın kuyruğuna doğru az biraz kalınlaşır, rengi de koyulaşır ve bir balık kuyruğu nasıl olursa, aynı ona benzer bir hal alır.</div>
<div></div>
<div id="_mcePaste">Oltaya yakalandığında ise hayata ve denizlere küser adeta. Dünya boş ve anlamsızdır onun için gayrı. Oltadan kendisini kurtarabilse ya da bir şekilde ondan kurtulabilse bile faydası yoktur, denizin üzerinde bedeninin yan tarafına seriliverir ve o kocaman gözleri ile mahzunca bakar uzun uzun insanın gözlerinin içine. Kayığa aldığınız vakit ise uzun bir süre boyunca çıkardığı sesleri duyarsınız. Yalnızca Dülger Balığı ve Kırlangıç Balığı ölünceye dek feryat gibi, soluğa benzer böyle acılı bir ses çıkarır. İncecik zardan ağzı bir kez değince ağlara, tüm yaşama küsüverir o an artık Dülger Balığı.</div>
<div></div>
<div id="_mcePaste">Balıkçı kahvesinin önünde kırmızı ve beyaz çiçekler açan akasyanın dalına asılı halde duran, denizden henüz çıktığı zaman sahip olduğu rengi ile bir Dülger Balığı gördüm günün birinde. Bedenindeki onca alet ve edavatı çevreleyen o zar kadar ince ve ipek gibi yumuşak zarları daha önce hiç şahit olmadığım bir şekilde titriyordu. Bedeninde görünürde hiç titreme yoktu aslında. Fakat zarlar keyifl bir ürperti ile  titriyorlardı. Görünmeyen ve balığın içinde esen bir rüzgarın yarattığı bir oyundu bu titreme aslında. O rüzgar ise, ölümün dansı idi. İlk anda, gören üzerinde pek eğlenceli, pek seyirsel bir şeymiş etkisi yaratan bu titreme eşliğinde Dülger Balığı’nın ruhu bedenini saran bu incecik zardan çıkıp gidiyordu.</div>
<div id="_mcePaste">İnsanın ruhunu keyif ve mutluluk ile dolduran bir andı bu. Nevar ki, o balığın ölmek üzere olduğu akla getirildiğinde ise bu titremenin duygular üzerinde yarattığı etki yönünü daha çok acıya doğru çevirmekte idi. İnsan buna rağmen burada gizli olan manayı çözmeye çabalıyordu. Kim bilir, belki de çok şahane ve eşsiz bir ölümdür bu; Dülger Balığı’nın kendisini hala denizin içinde sandığı ve oldukça mutlu hissettiği&#8230; Akşam çökmüştür ve suyun dibinde uzanan kumlar iç gıdıklayıcıdır. Altta dişi yumurtaları, üstte ise erkek tohumları sallanıyordur ve bedeni bir şehvet ile çevrelenmiştir belki de.</div>
<div></div>
<div></div>
<div id="_mcePaste">Ansızın dehşet verici bir manzara ile karşılaştım. Dülger Balığı garip bir halde yavaş yavaş ağarmaya ve rengini atmaya başladı. Git gide beyazlaşıyordu sanki. Yoksa bana mı öyle geliyordu ona ilişkin bu haller? Rengi mi soluyor hakikaten?&#8230; diye sormaya dahi gerek kalmadı ki, yanılmadığımı gördüm.</div>
<div></div>
<div id="_mcePaste">Kenarlardaki süslü zarların titrek oyunu hızlanırken, balığın rengi gittikçe daha da aşikar bir şekilde beyaza  çalmaya başladı. Dülger Balığı’nın yüreciğini saran korkuyu içimde hissetmeye başladım. Hepimizin çok iyi bildiği, ölüm korkusu idi bu.</div>
<div></div>
<div id="_mcePaste">Nihayet tüm durumun farkına varmıştı iyiden iyiye. Öyle ki; deniz diplerinin o sonsuz, uçsuz bucaksız hayatı geride kalmış, ne dip akıntılarına bırakıp yamyassı vücudunu akıp gitmek, ne de ışıksız suların altında  yeşil mi yeşil yosunların içinde gizlenmenin verdiği o huzur dolu güven duygusu, ne sabahın erken vakitlerinde suyun yüzeylerinden diplere doğru aniden inen ışıltılar ile uyanmak, gün ışığının suyun içinde yarattığı mavi ve yeşil ışık oyunları içinde yüzerek kuyruğunu sallamak, suyun üzerine  fırlayıp tekrar suya dalmak kalmıştı artık, her şey son bulmuştu. Uzun sürer Dülger Balığı’nın ölümü, iki saat devam eden ölüm sürecini dört, sekiz ve hatta yirmi dört saate çıkarabilsek, Dülger Balığı’nı aramızda bir işle meşgul iken görmek çok mümkün geliyor insana, düşününce.</div>
<div id="_mcePaste">Dülger Balığı’nı kendi dünyamızın yaşam koşularında yaşamaya alıştırdığımız gün ise hayat bizim için bayram yeri olacak. Pek dehşetli, korkunç ve çirkin görünüşlü, buna karşın ise hakikatte çok küskün, oldukça sakin, çokça korkak, bilhassa hassas, ziyadesi ile iyi kalpli, pek tatlı ve dahası iyice korkak bakışlı bu yaratığı elimize geçirdiğimizde, ona her türlü üzüntüyü yaşatmak adına ise mümkün olan hemen her şeyi yapacağız. O ise, önce bu durum karşısında şaşkınlık yaşayacak ve kendşisine yapılanlara tahammül gösterecek. Ne var ki; hem şair, hem küskün, hem de anlaşılmaz bir şeye dönüştüreceğiz onu sonunda. Duyarlılığını,  sevgisini, korkaklığını ve sessizliğini, her bir özelliğini karalayacak; yaşadığına pişman edeceğiz onu. O ise, içinde sakladığı onca güzel varlığı ve duyguyu tek tek çıkaracak içinden, vazgeçecek hepsinden. Acı bir şekilde gülecek sonra ve İsa’nın tuttuğu belinin orta yerindeki parmak izlerini bedeninde taşıdığı kerpeteni, testeresi, eğesi ve baltası ile kazıyacak.  Sonra ise o ilk çağlardaki halini, canavar şeklini çekip gün yüzüne çıkaracak tekrar o yaradan.</div>
<div id="_mcePaste">Hele bir suyumuza alışmaya görsün. O güzel yaratığı tekrar canavarlaştırmak adına her bir olanağı itina ile kullanacağız.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/dulger-baliginin-olumu-kitap-ozeti-sait-faik-abasiyanik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karabibik Kitap Özeti -Nabizade Nazım-</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/karabibik-kitap-ozeti-nabizade-nazim.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/karabibik-kitap-ozeti-nabizade-nazim.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 11:55:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Nabizade Nazım]]></category>
		<category><![CDATA[Nabizade Nazım kitapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=12337</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Adı:Karabibik Kitabın Yazarı:Nabizade Nazım Kitabın önemi ve Türk edebiyatındaki yeri:Karabibik, Türk Edebiyatı’ndaki ilk gerçekçi uzun öykü olmasının yanı sıra, ilk köy romanı olma özelliği de taşır.  1890 yılında Nabizade Nazım tarafından, yazarın “Zehra” adlı romanından altı sene evvel kaleme alınmıştır. Toplumcu yaklaşımı dolayısı ile günümüz öykücülüğüne yakın bir tarza sahiptir. Geçime ilişkin sorunlar, toprak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2012/02/kara_bibik.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-12338" title="kara_bibik" src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2012/02/kara_bibik-207x300.jpg" alt="" width="207" height="300" /></a>Kitabın Adı:</strong>Karabibik</p>
<p><strong>Kitabın Yazarı:</strong><a href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/nabizade-nazim" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Nabizade Nazım">Nabizade Nazım</a></p>
<p><strong>Kitabın önemi ve Türk edebiyatındaki yeri:</strong>Karabibik, Türk Edebiyatı’ndaki ilk gerçekçi uzun öykü olmasının yanı sıra, ilk köy romanı olma özelliği de taşır.  1890 yılında Nabizade Nazım tarafından, yazarın “Zehra” adlı romanından altı sene evvel kaleme alınmıştır. Toplumcu yaklaşımı dolayısı ile günümüz öykücülüğüne yakın bir tarza sahiptir. Geçime ilişkin sorunlar, toprak sorunları, insanın doğaya karşı verdiği mücadele ve yöresel gözlemleri ile Anadolu’nun gerçeklerini ele alan ilk bilinçli öykü olarak öne çıkan bir romandır Karabibik.</p>
<p><strong>Kitabın Özeti:</strong></p>
<p>Romana ismini veren Karabibik, Antalya’nın Kaş ilçesi sınırlarına dahil olan Beyelik köyündeki sekiz dönüm büyüklüğündeki tarlasında yaşamını devam ettirmektedir. Tarlasını işlemek ve sürmek amacı ile Koca İmam’dan az sayıda öküz kiralar. Kızı Huri ile Koca İmam’ın kayınçosu Sarı İsmai’&#8217;i evlendirebildiği takdirde ise artık öküzleri kiralamak zorunda kalmayacaktır. Ne var ki Sarı İsmail, bir başka kızla evlenir ve Karabibiğin bu ümidi böylelikle son bulur. Tefecilik yapan bir Rum’dan, yüksek bir faiz ile borç para alarak, bu para ile iki adet öküz satın alır. Karabibik, tarlaya ve artık öküzlere de sahip olmasından dolayı kızının karşısına bir kısmetin her halükarda çıkacağını düşünmektedir ve bu düşüncesinde de yanılmaz. Kavgalı olduğu toprak ağası Yosturoğlu’nun yeğeni Hüseyin, Karabibik’in kızı Huri’yi sevmektedir ve bir gün Hüseyin ile Huri evlenirler. Neticede ise Karabibik, bu evlilikten kendi payına düşeni alır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/karabibik-kitap-ozeti-nabizade-nazim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>And Kitap Özeti -Ömer Seyfettin-</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/and-kitap-ozeti-omer-seyfettin.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/and-kitap-ozeti-omer-seyfettin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 11:55:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[ömer seyfetin hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettin]]></category>
		<category><![CDATA[ömer seyfettin eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[ömer seyfettin hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ömer seyfettinnin eserleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=12334</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın adı: And Kitabın yazarı: Ömer seyfettin Kitabın özeti: Hayata gözlerimi açtığım şehir olan Gönen, benim için uzun yıllardan bu yana bir daha hiç ziyaret edilmemiş, geçmişte kalan silik bir hatıra şimdilerde. Orada yaşadığımız ev ile okuduğum okula dair sahneler anılarımda kalan ise yalnızca. Ortasında dikkat çekecek kadar beyaz renkte olan evimizin bulunduğu geniş bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2012/02/ant-omer_seyfettin.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-12335" title="ant-omer_seyfettin" src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2012/02/ant-omer_seyfettin.jpg" alt="" width="183" height="265" /></a>Kitabın adı:</strong> And</p>
<p><strong>Kitabın yazarı: </strong><a href="http://www.kitap-ozet.net/kitap-basliklari/omer-seyfettin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Ömer Seyfettin">Ömer seyfettin</a></p>
<p><strong>Kitabın özeti:</strong></p>
<p>Hayata gözlerimi açtığım şehir olan Gönen, benim için uzun yıllardan bu yana bir daha hiç ziyaret edilmemiş, geçmişte kalan silik bir hatıra şimdilerde. Orada yaşadığımız ev ile okuduğum okula dair sahneler anılarımda kalan ise yalnızca.</p>
<p>Ortasında dikkat çekecek kadar beyaz renkte olan evimizin bulunduğu geniş bir bahçe ve ev işlerimizde bize yardımcı olan Abil Abla’nın geceleri bana anlattığı masallarda yer alan ve pek çok gece rüyalarıma girerek beni ürküten o korkulu ayı&#8230;</p>
<p>Okuldan aklımda kalanlar ise, tek katlı ve boya ya da badanası olmayan, ufak bahçesinde hiç ağaç bulunmayan, üstü kapalı bir avluya sahip bir okul olduğu. Tüm kız ve erkek talebeler ise hep birlikte okur ve oyunlarını beraberce oynarlardı. Oldukça yaşlı ve “Büyük Hoca” olarak tabir ettiğimiz bir kadın öğretmen ve bir de onun “Küçük Hoca” dediğimiz, biraz aptal bir oğlu vardı. Kızlar bana “Ak Bey” ismini takmışlardı. Saçlarımın beyaz olmasından dolayı beni bu isimle anıyorlardı herhalde.</p>
<p>Bir suç işlediklerinde okulda talebeler dayakla cezalandırılırlardı. Cezanın şekli ise genellikle falaka idi. Suçlu bulunan kızlar bile falakaya yatırılırlardı. Ben bu tür bir cezaya hiç maruz kalmadı isem de, suçum olmayan bir nedenden ötürü Büyük Hoca tarafından bir kez kulağımın çekilmiş olduğunu hatırlıyorum. Bu olaydan ötürü çok üzülmüş ve bir hayli göz yaşı döktüğüm geliyor aklıma şimdi. Sonrasında ise kulağımın çekilmesi ile ilişkili şuçta asıl kabahati bulunan çocuğu bulmuştum. Çocuk bana, “musluğu Ali kırdı fakat o oldukça güçsüz ve falaka cezasını kaldıramaz ve belki de ölür. Ali ile ikimizin andı vardır. O şimdi hasta fakat ben oldukça güçlüyüm. Onu bu cezadan kurtarmak için yalan söyledim ve işte onu kurtardım” demişti.  Kan kardeşleri birbirlerini böyle zor durumlarda bu şekilde savunuyorlardı demek ki ve benim de kan kardeşim olsa idi, böyle bir olay olduğunda başıma gelebilecek şeylere karşı o da beni koruyacaktı. Bu olaydan sonra okulda çok büyük bir yalnızlık duygusuna kapılmıştım. Anneme gitmiş ve bir arkadaşımla and içmek istediğimi söylemiştim ona. Annem ise bana, “böyle münasebetsiz şeyler istemiyorum, bu isteğinden derhal vazgeç ”, diyerek bu istediğime bir hayli olumsuz bir tepki ile yanıt vermişti.</p>
<p>Ne var ki ben onun sözlerine hiç kulak asmamıştım, çünkü birisi ile and içmeye kararlı idim, fakat bunu kiminle yapacağımı bir türlü bilemiyordum. Sonunda ise kan kardeşi olacağım kişi şans eseri karşıma çıkmıştı. Mıstık adında ve bu addan dolayı kızların kendisi ile sürekli alay ettikleri bir çocuk vardı. Herkesten daha güçlü idi, yarış yaptığımızda da diğer tüm çocukları geçerdi ve vücudunun her yeri etli etli ve tombuldu.</p>
<p>Günün birinde ağaçtan  yarış atlarımızı hazırlarken elimde tuttuğum çakı aniden kaydı ve şahadet parmağımı kesti. Tabi parmağım kanamaya başladı. Bunun üzerine o an zaten yanımda olan Mıstık’a da kanını akıtmasını söyledim. Mıstık da kanını akıttı ve daha sonra ise kanayan yerlerimizi birbirine değdirerek damarlarımızdaki kanı birbirine karıştırdık ve kanayan yerlerimizi karşılıklı olarak emdik.</p>
<p>Bu olayın ardından seneler geçmiş ve ben Mıstık ile kurduğumuz kan kardeşliğini hemen hemen unutmuştum. Mıstık’la okuldan çıktığımız bir gün yan yana yürürken önümüzde aniden elinde sopalar olan adamların kovalamakta oldukları kapkara bir köpek çıkıverdi. Mıstık bana, hemen kendisinin arkasına saklanmamı söyledi ve dosdoğru bize doğru koşan köpekle çarpıştı. Köpekle adeta boğaz boğaza gelmişti Mıstık, ben ise korkudan tir tir titriyordum. Eline sopalar olan adamlar koşarak yetiştiler hemen ve köpek kaçarak oradan uzaklaştı. Adamlar Mıstık’ı evine götürürlerken, ben de koşarak eve gittim ve başımıza gelenleri aileme aktardım.</p>
<p>Mıstık bu olaydan sonraki gün ve daha sonraki günler okula bir daha hiç gelmedi. Bir gün gelecek ümidi ile okula her gittiğim gün, onu yine de okulda göremiyordum. Sonra bir gün duyduk&#8230; Mıstık, köpeklerle olan mücadelesinde aldığı ağır yaralar nedeni ile ölmüştü.</p>
<p>Mıstık’ın ismi her söylendiğinde ve O’nunla kan kardeşi olduğum gün elimde açılmış olan yara izi aklıma geldiğinde, hiç farkında olmadan sol elimin şahadet parmağına bakarım. Parmağımdaki bu küçük yara izinin mukaddes bir hatıra olduğunu düşünürüm hep. Beraberce içtiğimiz ant için, beni kurtarmak için ölen o kahraman kan kardeşimin sıcaklığını ve sevgisini hissederim. O kudurmuş, kocaman köpekle çarpışarak beni koruyan yiğit bir aslanın hayalini görürüm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/and-kitap-ozeti-omer-seyfettin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fareli köyün kavalcısı özeti</title>
		<link>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/fareli-koyun-kavalcisi-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/fareli-koyun-kavalcisi-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 10:45:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Masallar]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kitap-ozet.net/?p=12329</guid>
		<description><![CDATA[Bir varmış, bir yokmuş&#8230; Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, bir ülkede insanların mutluluk ve neşe içinde yaşadıkları küçük ve şirin bir köy varmış. Günün birinde bu güzel köyü fareler basmış. Bu, öyle büyük ve kalabalık bir fare sürüsü imiş ki, köyün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2012/02/fareli-koyun-kavalcisi.jpg"><img src="http://www.kitap-ozet.net/wp-content/uploads/2012/02/fareli-koyun-kavalcisi-300x243.jpg" alt="" title="fareli-koyun-kavalcisi" width="300" height="243" class="alignright size-medium wp-image-12330" /></a>Bir varmış, bir yokmuş&#8230; Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, bir ülkede insanların mutluluk ve neşe içinde yaşadıkları küçük ve şirin bir köy varmış.</p>
<p>Günün birinde bu güzel köyü fareler basmış. Bu, öyle büyük ve kalabalık bir fare sürüsü imiş ki, köyün her yerine yayılmış. Fareler kısa sürede köyün tüm sokaklarına dağılmış ve bütün evlerin içine doluşmuş. Fareler köyün evlerinde, pazarlarında ve tarlalarında buldukları tüm yiyecekleri  yiyor, insanlara yiyecek hiç bir şey bırakmıyormuş. Köyde yaşayan insanlar bu farelerle nasıl baş edeceklerini bir türlü bilemiyorlarmış ve fareler yüzünde hayat bu köyde çok zor bir hale gelmiş. Köyün insanları köy muhtarından bu işe bir çare bulmasını ve farelerin köyü terk etmesi için bir şeyler yapmasını istemişler. Ne var ki, muhtar da bu işe bir çözüm bulamamış. Farelerin hüküm sürmeye başladığı bu köye ise insanlar artık “Fareli Köy” demeye başlamışlar.</p>
<p>Daha sonra bir gün, köye kaval çalan genç bir adam gelmiş ve eğer kendisine bir kese altın verirlerse, bu pis farelerin tüm köyü terk etmelerini sağlayabileceğini söylemiş. Bu habere çok sevinen halk hemen aralarında bir kese altın toplayarak köyün muhtarına teslim etmişler.  Köyü farelerden temizlediği zaman, muhtar bu bir kese altını kavalcıya verecekmiş. İnsanlar ise köyün farelerden temizlenip yeniden güzel bir köy olacağı günü sabırsızlıkla beklemeye başlamışlar.</p>
<p>Köyün muhtarından önerisinin kabul edildiğini öğrenen kavalcı, söz verdiği gibi fareleri köyden uzaklaştırmak için başlamış kavalını çalmaya. Bu, aslında sihirli bir kavalmış ve çok güzel ve çok hoş sesler çıkıyormuş içinden. Bu sesleri duyan fareler yaşadıkları yerlerden çıkıp kavalcının etrafına toplanmaya başlamışlar. Kısa sürede köydeki tüm fareler kavalcının çevresini sarmış ve kavaldan çıkan sesleri dinlemeye başlamışlar. Tüm farelerin toplandığını gören kavalcı, kavalını çalmaya devam ederek başlamış yürümeye. Köyün yakınlarında bir dere varmış. Kavalcı o dereye doğru yürümeye devam etmiş ve ve fareler de arkasından onu takip etmiş. Dereye ulaştıklarında kavalcı hiç durmamış ve derenin içine doğru yürümeye devam etmiş. Kavaldan çıkan seslerle büyülenen fareler de hiç durmadan onu takip etmeye devam etmiş. Kavalcı derenin karşısında tekrar karaya çıkmış elbet, fakat farelerin hepsi dereye düşerek boğulmuş ve derenin akan sularında kaybolup gitmiş. Farelerin hepsinin derede boğulup öldüğünden emin olana kadar kavalını çalmaya devam eden kavalcı, daha sonra ise köyün muhtarından bir kese altınını almak üzere köye geri dönmüş.</p>
<p>Köyü farelerden kurtararak bir kese altın kazanmış olmanın mutluluğu içindeki kavalcı, köye geri dönerken çeşitli hayaller kurmaya başlamış. O altınlarla ne kadar rahat ve mutlu yaşayacağını, kendi işini kurabileceğini ve diğer zengin insanlar gibi keyifli bir yaşam sürebileceğini düşünmüş hep. Kavalcı köye vardığında altınlarını almak için hemen muhtarın yanına gitmiş. Muhtar ise kendi kendine, “nasıl olsa köyün tamamı farelerden temizlendi ve tüm köyün isteği yerien gelmiş oldu. En iyisi ben bu bir kese altını vermeyeyim ve altınlar bana kalsın” diye düşünmüş ve kavalcıya çeşitli mazeretler uydurmuş ve altınları ona vermemiş.</p>
<p>Kandırılmış olduğunu gören kavalcı, köye bir ders vermeye karar vermiş ve yeniden başlamış kavalını çalmaya. Kavalın senini duyan köyün tüm çocukları, tıpkı farelerin yaptığı gibi koşarak  kavalcının etrafından toplanmaya başlamışlar. Kavalcı adam kavalını çalarak köyün dışına yürümeye başlamış, çocuklar ise kavalın sesinden büyülenmiş bir şekilde onu takip etmişler. Kısa süre sonra köyde tek bir çocuk bile kalmamış ve çocukları kaybolan anneler ile babalar çok endişenmişler ve ne yapacaklarını bilememişler.</p>
<p>Köy halkı yeniden muhtara gitmişler. Muhtara, “Kavalcıya hakkı olan bir kese altını vermekten vazgeçtin ve o da bizim çocuklarımızı tıpkı fareleri alıp götürdüğü gibi götürdü. Şimdi ne yapacağız?” diyerek hem dertlerini anlatmışlar, hem de muhtarın bu yanlış davranışının nasıl kötü bir duruma yol açtığını anlatmışlar kendisine.</p>
<p>Aldatıldığı için hala çok kızgın olan kavalcı çocuklarla birlikte bir ormana gelmiş ve bir ağacın altına oturup biraz dinlenmeye karar vermiş. Bu sırada aklına bir fikir gelmiş kavalcının. Köye tekrar geri dönüp muhtardan hakkı olan bir kese altını tekrar isterse, muhtarın bu sefer altınları kendisine verebileceğini düşünmüş ve hemen yola koyulup köye doğru yürümeye başlamış. Fakat kavalını ormanda dinlenirken oturduğu ağacın dibinde unuttuğunu fark etmemiş. Çocuklardan birisi, sihirli melodiler çıkaran bu kavalı bulmuş ve kavalı çalarak köye doğru yürümeye başlamış. Kavalın büyülü sesini duyan diğer çocuklar hemen bu çocuğun etrafında toplanmışlar ve onun arkasından köye doğru yürümeye başlamışlar. Bir süre sonra ise çocukların hepsi köye varmış ve ailelerine yeniden kavuşmuşlar. Hem çocuklar hem de onların anneleri ve babaları çok ama çok sevinmişler. Duydukları sevinçten ve mutluluktan yerlerinde duramamışlar, günlerce bayram yapmışlar.</p>
<p>Köylüler daha sonra yeniden muhtara gitmişler ve altınları kavalcıya vermeyerek ne kadar büyük hata yaptığını, eğer çocukları asla geri dönemeselerdi ne kadar büyük bir üzüntü yaşayabileceklerini anlatmışlar ona. Altınları da kavalcıya vermesini istemişler. Muhtar da kavalcıya hak etmiş olduğu bir kese altını vermiş. Kavalcı altınları ile birlikte mutluluk içinde yeniden hayaller kurarak köyden ayrılmış. Köylüler de tüm bu sorunlardan kurtuldukları için çok mutlu olmuşlar ve şirin köylerinde yeniden neşe içinde yaşamaya devam etmişler&#8230; </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kitap-ozet.net/kitap-ozetleri-yazar-biyografileri/fareli-koyun-kavalcisi-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

